13 Haziran 2013 Perşembe

TÜRKİYE ŞARAP ve PEYNİR HARİTASI

 
Marmara Bölgesi üzümleri

Papaz karası: Kırklareli bölgesinde yetişen, kırmızı şaraplık üzümlerdir. Özellikle sofra şarabı olarak üretilen Papazkarası'nın şarabı, dinlendirmeye uygundur. Son yıllarda üretimi azalmıştır. Hafif peynirler, antreler, tüm deniz mahsulleri ve dana etleriyle uyumludur.

Riesling: Klasik bir Alman beyaz üzüm çeşididir. İnce aromalı, meyve çeşnili ve hafif tatlı şarap verir. 6-10 derece ideal servis ısısıdır. Deniz mahsulleri, salatalar ve hafif baharatlı yemeklerle uyumludur. White riesling hafif peynirler ve çikolata ile çok iyi gider. Dry riesling ise, antreler, uzakdoğu mutfağı, kümes hayvanları ve hafif domuz eti ile uyumludur.

Cinsaut: Cinsault ya da Senso olarak bilinir. Taneleri siyah renkte,elips biçiminde ve orta büyüklüktedir. Kabukları ve etinin rengi sayesinde kupajlara canlı bir koyu kırmızı renk verir. Tanen miktarı ve asiditesi düşüktür. Kırmızı meyveli, baharatlı ve gövdeli şaraplar verir.

Clairette: Özellikle kupaja giren, kaliteli bir beyaz şaraplık üzüm.

Cabernet Sauvignon: Dünya şarapçılığının asil üzümlerinden olan Cabernet Sauvignon, küçük taneli, kalın kabuklu ve ufak salkımları olan bir üzüm çeşididir. Biberli, baharatlı, yoğun ve yuvarlak yapılı, yıllandırmaya uygun, koyu bordo renkli şarap verir. İdeal servis sıcaklığı 16-18 derecedir. Baharatlı, acılı kırmızı et çeşitleri, hafif soslu kuzu eti, kuvvetli peynirler, uzakdoğu mutfağı, yoğun çikolatayla uyumludur.

Semillon: Aslında bir kupaj üzümü olmasına rağmen son yıllarda tek başına da şişelenmeye başladı. Doğal tatlı ve yoğun aromalı şaraplar veren, açık yeşil renkte ve ince kabuklu bir üzümdür. Kurak yazlardan sonra, aroması iyice yoğunlaşan bu üzüm, yükselen şeker miktarı sayesinde doğal tatlı şarap yapımında da kullanılır.

Gamay: Fransa'nın Burgundy yöresinin meşhur siyah üzümü Gamay, özellikle Trakya'da üretilir. Mor menekşe renkte, hafif meyve tadında, ahududu kokulu, gövdeli şaraplar verir. Kuvvetli peynirler ve ana yemeklerle çok iyi uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 18-20 derecedir.

Merlot: Aslen Fransa'nın Bordeaux bölgesiyle özdeşleşmiş bu üzüm çeşidi, Anadolu'da da yaygın bir şekilde üretilmektedir. Yakut kırmızısı, yumuşak tatlı, kırmızı meyve aromalı, tanenli şarabı çabuk olgunlaşır. Peynirler, antreler, kırmızı soslu makarnalar, hafif soslu kırmızı etler ve bonfileyle uyumludur. 18 derecede servis edilmelidir.

Adakarası: Marmara Denizi'ndeki Avşa Adası'nın üzümüdür. Kumlu toprakta yetişen sık taneli ve kalın kabuklu bu üzüm, ahududu renginde ve tatlımsı bir şarap verir. Kupajlarda kullanılır.

Beylerce: Bilecik yöresinin yerli bir üzüm çeşididir. Beyaz şarap yapımında kullanılır. Açık renkli ve meyve kokuludur.

Karasakız: Bozcaada'nın açık kırmızı renkli ve yumuşak şarap veren bir üzüm çeşididir. Kuntra olarak da bilinir. İnce ve meyvemsi bir şarap verir. Kanyak yapımında da kullanılan bu şarap özellikle kupajlarda kullanılır. Taneni yüksektir ancak eskitilmeye uygun değildir.

Karalahna: Bozcaada'nın meşhur bir üzüm çeşididir. Taneni yüksek ve yoğun şaraplar verir. Kupajlarda kullanılır. Soslu ve yoğun tattaki yemekler ve kuvvetli peynirlerle uyum sağlar.

Vasilaki: Bozcaada'nın şaraplık beyaz üzümüdür. Açık sarı, yumuşak içimli, ve meyve aromalı şaraplar verir. Yemeklere eşlik edebileceği gibi, tek başına da içilebilir. Dömisek Vasilaki şarabı, meyve ve hafif pastalarla uygundur.


Marmara Bölgesi peynirleri

Kırklareli Loru: Ekşimik de denilen bir lor türü. Kaşarın peyniraltı suyundan yapılır.

Trakya Süt Peyniri: Trakya'da ve özellikle Yunanistan'daki Batı Trakya'da yapılan bir peynir çeşidi. Pişmiş süte tuz katıp bir hafta çömlekte beklettikten sonra, çömlek ağzı toprağa ters çavrilir. Toprak süt kesiğinin suyunu emer ve geriye peynir kalır.

İstanbul Çayır Peyniri: İstanbul civarında baharda yapılan, taze ve tuzsuz bir peynir türü. Peynir kalıpları çayıra dizilerek kurutulup, çayır otlarına sarılarak satılır. Kısa sürede tüketilmelidir.

Ezine Peyniri: Türkiye'nin en kaliteli beyaz peyniri olarak kabul edilir. Tam yağlı sütten yapılır. Geleneksel karışımında %60 koyun, %30 keçi ve %10 inek sütü vardır. Deniz tuzuyla salamura edilir.

Edirne Beyaz Peyniri: Geleneksel olarak çiğ sütten yapılan, salamura teneke beyaz peynir çeşididir. "Salamura Peynir" ya da "Teneke Peyniri" olarak da bilinir. Günümüzde büyük işletmelerde pastörize sütten yapılmaktadır. Edirne tipi beyaz peynir bugün Türkiye'nin hemen her yerinde üretilse de , merkezi Trakya'dır.

Çanakkale Ağuz Peyniri: Ağız peyniri de denir. Yeni doğurmuş hayvanın ağuz denilen pütürlü ve ağır sütünün doğal maya olarak kullanılmasıyla yapılan bir çökelek türü.

Abaza Peyniri: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Rus baskısından Anadolu'ya kaçan Müslüman Kafkas halklarından olan Abazaların peyniri. Geleneksel yapımında, tam yağlı sütten, maya yerine bir sene önceki peyniraltı suyu ile kestirilir. Pıhtısı sepetlere bastırılarak süzdürülür ve kuru tuzlama yapılır. Kendine has hafif tuzlu tadı olan, orta sertlikte ve düzgün kıvamda bir peynir.

Çerkez Peyniri: 19. yüzyılda Anadolu'ya gelen Çerkezlerin tipik peyniri. İnek, koyun, keçi ta da manda sütünden ayrı ayrı üretildiği gibi, bunların karışımından da üretileni vardır. Geleneksel olarak sepetlere konup bastırıldığından kalıpları yuvarlak ve basık olur.

Mihaliç Peyniri: Çoğunlukla çiğ "kıvırcık" koyun sütünden yapılan, beyaz renkte, iri delikli ve sert kabuklu, tuzlu ve yağlı, oldukça dayanıklı bir peynir. Osmanlı döneminde Arnavutlar tarafından yapılmaya başlandı. Günümüzde %60-70 koyun sütüne, inek ve keçi sütü katılarak da yapılır.

Bursa Loru: Lezzetli, tuzsuz bir lor çeşidi. Mihaliç peyniraltı suyunun ısıtılarak, pıhtısının toplanıp, bir gün askıda bekletilmesiyle yapılır. Tuzsuz olarak hemen tüketilir.

Tekirdağ Kirlihanım Loru: Daha çok Ege yöresinde yapılan bir lor çeşidi. Tuzlanıp serin yerde bekletilen lorun üzerinde oluşan küf benekleri zamanla koyulaşır ama içine geçmez. Dışı kirli bir görünüm aldığı için Kirlihanım denir.

Kırklareli Kaşarı: Trakya Kaşarı da denir. Çiğ inek, koyun ve keçi sütünün süzdürülüp mayalanmasıyla yapılır. Pıhtısı toplanıp, üzerine ağırlık konularak baskılanır. Telemesi haşlanıp, tuz ile yoğrulur. Yuvarlak kalıplara dökülerek, iyi havalandırılan odalarda bekletilir. Kabuğu küflenirse bu peynirin iyi olduğunu gösterir. İki hafta sonra bu küf fırçalanarak temizlenir ve peynirler 4-6 ay arası olgunlaşmaya bırakılır. Makbulü saf koyun sütünden yapılanıdır. 

Ankara yöresi üzümleri

Kalecik Karası: Ankara bölgesinin çok kaliteli bir yerli kırmızı üzüm çeşididir. Siyah renkli ve kalın kabukludur. Kırmızı meyve, vanilya ve kakao karışımı ince ve hoş bir aroması vardır. Yakut taşı rengindeki şarabı hafif peynirler, ızgaralar, kebaplar, antreler, kırmızı soslu makarnalar, domuz ve dana etleriyle çok uyumludur. 16-18 derecede servis edilmelidir. Kalkan tava ile denemenizi öneririz.

Hasandede: Ankara ilinin Keskin-Hasandede çevresinde bulunur. Taneleri yuvarlak, orta irilikte, bol şıralı ve ince kabukludur. Sarı-yeşil ya da koyu sarı renkte, dolgun, gövdeli şarap verir. Son yıllarda Hasandede bağ alanları oldukça daralmıştır.


Marmara ve Batı Karadeniz Bölgesi peynirleri

Abaza Peyniri: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Rus baskısından Anadolu'ya kaçan Müslüman Kafkas halklarından olan Abazaların peyniri. Geleneksel yapımında, tam yağlı sütten, maya yerine bir sene önceki peyniraltı suyu ile kestirilir. Pıhtısı sepetlere bastırılarak süzdürülür ve kuru tuzlama yapılır. Kendine has hafif tuzlu tadı olan, orta sertlikte ve düzgün kıvamda bir peynir.

İsli Çerkez Peyniri: Özellikle Hendek-Düzce civarında üretildikten sonra tütsülenen, az yağlı ve az tuzlu Çerkez peyniri. Dışı açık kahverengi ince bir kabukla kaplı ve içi açık sarı ya da krem renginde.

Bolu Mengen Peyniri: "Köylü Peyniri" olarak da bilinir. Koyun ya da inek sütünden yapılır. Buzağı şirdeninden doğal maya kullanılarak yapılır. Taze ya da bekletilmiş olarak tüketilir. Geleneksel olarak kadınlar yapar.

Bolu Mengen Keşi: Yağsız yoğurdun bez torbalara konarak, üzerine yerleştirilen bir ağırlık sayesinde iyice süzdürülmesiyle elde edilen hamurun, tuzlanıp dörtköşe şekil verilerek kurutulmasıyla yapılır. Bu peynir tavada kızartılarak yenir.

Kızılcahamam Çömlek Peyniri: Anadolu'daki bir çok bölgede olduğu gibi, genellikle evlerde yapılan bir peynir türü. Tulum peynirine benzer ama tadı farklıdır. Sırlı çömleklere bastırılıp, serin mahzenlerde ya da kilerlerde baş aşağı, kumlu toprağa gömülerek saklanır. 3-4 ay içinde olgunlaşır.

Küpecik Peyniri: İç Anadolu Bölgesi'nin değişik yörelerinde, kebap yapmakta da kullanılan ve ağzının altında bulunan deliğiyle pişen etin buharını dışarı atan toprak "Küpecik"lere basılarak yapılan bir peynir türü.


Kesmük peyniri: Kesilmiş sütten elde edilen bir çökelek türü. Kesük de denir.

Orta Karadeniz Bölgesi üzümleri

Narince: Tokat yöresinin sembol üzümü olan Narince, beyaz şarap yapımında kullanılan kaliteli bir üzümdür. Dömisek şaraplar için de uygundur. Tadı dolgun ve bukeli, rengi güzel bir sarıdır. Narenciye, limon ve papatya kokuları yoğundur. Buğulama levrek, ızgara kalkan ve deniz ürünlü makarnalarla çok iyi gider. 8-10 derecede içilmelidir.

Hasandede: Ankara ilinin Keskin-Hasandede çevresinde bulunur. Taneleri yuvarlak, orta irilikte, bol şıralı ve ince kabukludur. Sarı-yeşil ya da koyu sarı renkte, dolgun, gövdeli şarap verir. Son yıllarda Hasandede bağ alanları oldukça daralmıştır.


Orta Karadeniz Bölgesi peynirleri

Abaza Peyniri: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Rus baskısından Anadolu'ya kaçan Müslüman Kafkas halklarından olan Abazaların peyniri. Geleneksel yapımında, tam yağlı sütten, maya yerine bir sene önceki peyniraltı suyu ile kestirilir. Pıhtısı sepetlere bastırılarak süzdürülür ve kuru tuzlama yapılır. Kendine has hafif tuzlu tadı olan, orta sertlikte ve düzgün kıvamda bir peynir.

İnebolu Süt Çökeleği: Yeni yavrulayan koyunun, ilk iki gün verdiği "Ağuz" denilen süt ile yapılan bir çökelek. Geleneksel olarak pekmez ya da şekerle yenir.

Samsun Çiğ Süt Peyniri: Yağı alınmış manda sütünden yapılan bir taze peynir çeşidi.

Samsun Abaza Peyniri: Tam yağlı sütten yapılan geleneksel Abaza peyniri. Kaynatmadan önce çiğ sütün kaymağı alındığından, daha hafif olur.

Amasya Köy Peyniri: Koyun ya da inek sütünden yapılan geleneksel peynir. Evlerde doğal maya kullanılarak yapılır ve taze olarak tüketilir.

Ordu Küp Çökeleği: Çökeleğin küpe basılmasıyla yapılan bir peynir çeşidi.

Ordu Salamura Yağlı Peyniri: Yağlı inek sütünden yapılır. Gözenekli bir yapısı vardır ve tuzludur.

Amasya Çökeleği: Amasya'nın köylerinde yapılan bir çökelek türü.

Tokat Küp Çökeleği: Çökeleğin küpe basılmasıyla yapılan bir peynir çeşidi.

Sivas Küp Peyniri: Yağsız sütün ekşitilmesi veya mayalanması ile yapılan taze peynir, küpe basılırken krema ve yağlı süt katılarak zenginleştirilir. Küpler, başaşağı toprağa gömülerek yaklaşık iki ay bekletilerek, peynir olgunlaştırılır.


                        
Doğu Karadeniz Bölgesi üzümleri

Çilek üzümü: Karadeniz bölgesinin yüksek nem oranına dayanıklı, kokulu bir cins kırmızı üzümü. Kalın kabukludur. İsabella üzümü olarak da bilinir.


Orta/Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi peynirleri

Sivas Çerkez Peyniri: Keçi sütünden yapılan bir Çerkez peyniri çeşidi.

Ordu Küp Çökeleği: İnek sütünden yapılmış ayranın kestirilip, bez torbaya konup süzdürülmesinden elde edilen bir çökelek türü. Taze çökelek tuzlanıp küplere basılarak saklanır. Tazesi hemen pidelerde kullanılır.

Ordu Salamura Yağlı Peynir: Yağlı inek sütünden yapılan delikli peynir, salamura edilerek saklanır.

Yağlıdere Küflü Tulum Peyniri: Türkiye'nin en nadide peynirlerinden.Yağlı koyun sütünden yapılan peynir, gerçek deri tuluma basılır. Soğuk hava depolarında olgunlaştırılır. Daha sonra sıcak bir yere alınan tulumların ağızları açılarak peynir küflendirilir.

Giresun Keşi: Ayranın kestirilmesiyle yapılan kurutulmuş kalıp çökelek türü. Çorba ve yemeklerde kullanılır.

Giresun Acı Peyniri: Taze koyun peynirinden yapılan peynir, plastik çuvallarda süzdürülür. Serin bir yerde bekletilirken acılaşan peynir bir kaç gün sonra ufalanarak bidonlara basılır.

Giresun İmansız Peyniri: Yağsız inek sütünden yapılan bir torba peyniri. Taze tüketildiğinden tuzlanmaz.

Trabzon Yayla Peyniri: Trabzon'un yöresel tel peynirinin, minzi peyniriyle birlikte büyük küleklere basılmasıyla yapılan bir peynir. Yaylalarda yapılan ve uzun sire dayanan bir peynir çeşidi.

Tonya Kaşarı: Yağlı inek sütünden yapılan bir kaşar türü. Pıhtının cenderelere konarak süzdürülmesinden sonra geride kalan peynir, doğranarak bir iki gün ekşitilir. Daha sonra kaynar suda üç beş dakika haşlanır. Tuzlanıp yoğrulduktan sonra yuvarlak ya da diktörtgen kalıplara dökülerek şekillendirilir.

Trabzon Minzi Peyniri: Yayık artığı ayranın ısıtılmasıyla yapılan bir çökelek türü.

Trabzon Otlu Peyniri: Süt mayalandıktan sonra toplanan teleme peynire, kekik ve nane ilave edilir.

Trabzon Kaşar Peyniri: Kadırga kaşarı da denir. Tam yağlı inek ve koyun sütünden karışık yapılır. Pürüzsüz görünümlü ve lezzetli bir kaşar cinsi.

Trabzon Ovma Yayla Peyniri: Minzi, yağsız inek ve keçi sütünden yapılmış imansız peyniriyle karıştırılarak elle ufalanır, "ovulur". Çam ağacından yapılmış külek denen fıçılara basılır.Toprak kuyulara gömülerek 3-4 ay olgunlaştırılır.

Akçaabat Tel Peyniri: Yağlı inek sütü kaynatılıp mayalanarak elde edilen peynir doğranır ve bir gün bekletilir. Ardından kaynar suda haşlanır ve soğuyunca iyice yoğrulur, uzatılır ve çekilir. Böylece tel tel görünüm alır.

Bayburt Kaşar Peyniri: Mandıralarda tam yağlı inek sütünden üretilen bir kaşar türü. Soğuk hava depolarında en az 6 ay olgunlaşır. Aileler koyun sütünden yaparlar.

Kolete Peyniri: Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yağsız inek ya da koyun sütünden üretilen yerel peynir. Yapıldıktan sonra ahşap fıçılara basılır ve kaşar tadında lezzetli bir peynir olur. 30-40 cm. çapında 5 cm yüksekliğinde, tuzluca, sert ve gözenekli bir görünümü var. Koleti, Goloti ya da Kolot da denir.

Bayburt Örme Peyniri: Yağlı sütten yapılan bir çekme peynir türü. Yoğrulduktan sonra örgü şekli verilir. Taze olarak tuzsuz yenir.

Bayburt Kurç Peyniri: Özellikle Soğanlı Dağları yaylasında, süt kaymağından yapılan bir taze peynir çeşidi. Yağlı inek ya da koyun sütünün kaynatılmasıyla oluşan kaymak toplanarak kendir torbalarda süzdürülür ve tuzlamadan hemen tüketilir.

Gümüşhane Karın Yağlı Peynir: Tulum peyniri süzme yoğurt ya da tereyağıyla karıştırılarak, taze işkembeye basılır. Genellikle pazarlarda satılmaz.

Erzincan Şavak Peyniri: Şavak ilçesinde yapılan bir çökelek türü. Akşam sütünün evlerde ayran ya da yoğurtla mayalanmasıyla hazırlanan yoğurt, sabah karıştırılarak havalandırılır. Sonra tulumdan yapılan yayıklarda çalkalanan yoğurdun tereyağı ayrılarak ayran yapılır. Bu ayran da kaynatılarak çökelek elde edilir.

Erzincan Şavak Tulum Peyniri: Beyaz ve krem renkte, kolay dağılmayan, tereyağ kokulu keskin tatta bir peynir. Yöresel göçer aşiretler yapar. Şiğ koyun sütü mayalanarak elde edilen ham peynir, parçalanarak bez torbalara doldurulur. Baskı altında suyu akıtılan peynir tuzlanır ve yeniden torbalara basılır. Bir hafta kadar sonra, geleneksel olarak kıl keçisi tulumuna basılan peynir, olgunlaşması için soğuk hava depolarına ya da doğal mağaralara konulur. Tulum yerine bidonlara basılırsa, suyunun dışarı akabilmesi için bidona delikler açılıp, ondan sonra olgunlaşmaya bırakılır. İki-üç ay bekletilen peynir, harika bir lezzet alır.

Erzurum Civil Peyniri: Uzaktan yün çilesine benzeyen bir peynir türü. Yağı alınmış sütün ısıtılarak mayalanmasıyla elde edilen pıhtı, elle yoğrulur ve süzülmesi için duvara ya da sırıklara asılır. Sonra doğranıp tuzlanarak, serin bir yerde saklanır. Taze tüketildiği gibi salamura da yapılarak bekletilebilir.

Rize Minzi Peyniri: Kolete peynirinin peyniraltı suyunun ısıtılmasıyla yapılan bir lor türü.

Rize Kadina Peyniri: Özellikle Ayder civarıda yapılan bir peynir türü. Yağsız inek sütününü mayalanmasıyla elde edilen taze peynir, süzülüp, tuzlanarak "kadina" denen çam fıçılara konur.

Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgesi peynirleri

Rize Minzi Peyniri: Kolete peynirinin peyniraltı suyunun ısıtılmasıyla yapılan bir lor türü

Rize Kadina Peyniri: Özellikle Ayder civarıda yapılan bir peynir türü. Yağsız inek sütününü mayalanmasıyla elde edilen taze peynir, süzülüp, tuzlanarak "kadina" denen çam fıçılara konur.

Kolete Peyniri: Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yağsız inek ya da koyun sütünden üretilen yerel peynir. Yapıldıktan sonra ahşap fıçılara basılır ve kaşar tadında lezzetli bir peynir olur. 30-40 cm. çapında 5 cm yüksekliğinde, tuzluca, sert ve gözenekli bir görünümü var. Koleti, Goloti ya da Kolot da denir.

Erzurum Civil Peyniri: Uzaktan yün çilesine benzeyen bir peynir türü. Yağı alınmış sütün ısıtılarak mayalanmasıyla elde edilen pıhtı, elle yoğrulur ve süzülmesi için duvara ya da sırıklara asılır. Sonra doğranıp tuzlanarak, serin bir yerde saklanır. Taze tüketildiği gibi salamura da yapılarak bekletilebilir.

Artvin Çeçil Peyniri: Yağsız sütten yapılan bir tel peynir çeşidi.

Artvin Minzi Peyniri: Rize'de olduğu gibi peyniraltı suyunun kestirilmesiyle yapılan bir lor türü.

Artvin Yumme Peyniri: Az tuzlu, erimeyen ama yumuşak bir köy peyniri

Erzurum Karın Yağı Peyniri: Kesilen canlı hayvanın işkembesinin temizlenip haşlanmasıyla elde edilen tuluma basılan bir peynir türü.

Erzurum Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da kimi zaman keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir türü.

Ardahan Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da kimi zaman keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir türü.

Kars Küflü Tulum Peyniri: Keçi derisinden yapılan tuluma basılan , lezzetli bir yeşil küflü peynir türü. Yağlı koyun sütünden yapılır.

Sarıkamış Karın Kaymağı Peyniri: Sağılan süt hemen mayalanır. Oluşan pıhtı parçalanarak, keten bezinden torbalara konur. Suyu süzülen teleme, ufalanarak tuzlanır. Kaynar suda haşlanıp 1-2 ay kurutularak hazırlanmış işkembe, kaynar suya batırılarak yumuşatılır. Tuzlanan peynir bu işkembeye basılır ve ağzı kapatılır. Üzerine tahta ve taş koyarak baskılana peynirin suyu süzülür. Bir hafta kadar sonra baskıdan alınan peynir olgunlaşma için serin bir yere asılır. 2-3 ay sonra peynir hazırdır.

Kars Gravyer Peyniri: Tam yağlı inek sütünden yapılan, koyu sarı renkte ve delikli bir peynir. Tadı Fransız Emmenthal peynirini andırır. Olgunlaşma süresi 10 aya kadar çıkabilir. Kars yöresinin Rus işgalinde kaldığı dönemde burada yaşayan yabancı ustalar tarafından öğretilen bir eski peynir türü.

Kars Kaşarı: Geleneksel olarak koyun sütünden üretilen, dayanıklı bir peynir türü. Yaklaşık 6'şar kiloluk tekerler halinde satılır. En az 6 ay soğuk hava depolarında bekletilir. Kabuk yüzeyi küflüdür. İnek-koyun sütü karışık yapılanı da vardır.

Kars Kurutu: Yoğurdun yayıklanarak yağının ayrılmasıyla lede edilen ayran ısıtılarak çökelek elde edilir. Bu çökeleğin suyu süzülerek, kalan peynir tuzlanır ve yumruk büyüklüğünde parçalar yapılır. Güneşte kurutulur. Topaklar birbirine sürtülerek kırıntıları su içinde eritilir ve yenir.

Kars Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peyniri çeşidi. Saçak peyniri veya Çiçal peyniri de denir.


Kars Örme Peyniri: Yağlı sütten yapılan tuzsuz çekme peyniri.


Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz Bölgesi peynirleri

Rize Minzi Peyniri: Kolete peynirinin peyniraltı suyunun ısıtılmasıyla yapılan bir lor türü

Rize Kadina Peyniri: Özellikle Ayder civarıda yapılan bir peynir türü. Yağsız inek sütününü mayalanmasıyla elde edilen taze peynir, süzülüp, tuzlanarak "kadina" denen çam fıçılara konur.

Kolete Peyniri: Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yağsız inek ya da koyun sütünden üretilen yerel peynir. Yapıldıktan sonra ahşap fıçılara basılır ve kaşar tadında lezzetli bir peynir olur. 30-40 cm. çapında 5 cm yüksekliğinde, tuzluca, sert ve gözenekli bir görünümü var. Koleti, Goloti ya da Kolot da denir.

Erzurum Civil Peyniri: Uzaktan yün çilesine benzeyen bir peynir türü. Yağı alınmış sütün ısıtılarak mayalanmasıyla elde edilen pıhtı, elle yoğrulur ve süzülmesi için duvara ya da sırıklara asılır. Sonra doğranıp tuzlanarak, serin bir yerde saklanır. Taze tüketildiği gibi salamura da yapılarak bekletilebilir.

Artvin Çeçil Peyniri: Yağsız sütten yapılan bir tel peynir çeşidi.

Artvin Minzi Peyniri: Rize'de olduğu gibi peyniraltı suyunun kestirilmesiyle yapılan bir lor türü.

Artvin Yumme Peyniri: Az tuzlu, erimeyen ama yumuşak bir köy peyniri

Erzurum Karın Yağı Peyniri: Kesilen canlı hayvanın işkembesinin temizlenip haşlanmasıyla elde edilen tuluma basılan bir peynir türü.

Erzurum Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da kimi zaman keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir türü.

Ardahan Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da kimi zaman keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir türü.

Kars Küflü Tulum Peyniri: Keçi derisinden yapılan tuluma basılan , lezzetli bir yeşil küflü peynir türü. Yağlı koyun sütünden yapılır.

Sarıkamış Karın Kaymağı Peyniri: Sağılan süt hemen mayalanır. Oluşan pıhtı parçalanarak, keten bezinden torbalara konur. Suyu süzülen teleme, ufalanarak tuzlanır. Kaynar suda haşlanıp 1-2 ay kurutularak hazırlanmış işkembe, kaynar suya batırılarak yumuşatılır. Tuzlanan peynir bu işkembeye basılır ve ağzı kapatılır. Üzerine tahta ve taş koyarak baskılana peynirin suyu süzülür. Bir hafta kadar sonra baskıdan alınan peynir olgunlaşma için serin bir yere asılır. 2-3 ay sonra peynir hazırdır.

Kars Gravyer Peyniri: Tam yağlı inek sütünden yapılan, koyu sarı renkte ve delikli bir peynir. Tadı Fransız Emmenthal peynirini andırır. Olgunlaşma süresi 10 aya kadar çıkabilir. Kars yöresinin Rus işgalinde kaldığı dönemde burada yaşayan yabancı ustalar tarafından öğretilen bir eski peynir türü.

Kars Kaşarı: Geleneksel olarak koyun sütünden üretilen, dayanıklı bir peynir türü. Yaklaşık 6'şar kiloluk tekerler halinde satılır. En az 6 ay soğuk hava depolarında bekletilir. Kabuk yüzeyi küflüdür. İnek-koyun sütü karışık yapılanı da vardır.

Kars Kurutu: Yoğurdun yayıklanarak yağının ayrılmasıyla lede edilen ayran ısıtılarak çökelek elde edilir. Bu çökeleğin suyu süzülerek, kalan peynir tuzlanır ve yumruk büyüklüğünde parçalar yapılır. Güneşte kurutulur. Topaklar birbirine sürtülerek kırıntıları su içinde eritilir ve yenir.

Kars Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peyniri çeşidi. Saçak peyniri veya Çiçal peyniri de denir.

Kars Örme Peyniri: Yağlı sütten yapılan tuzsuz çekme peyniri.


Ege Bölgesi üzümleri - Batı Anadolu

Merlot: Aslen Fransa'nın Bordeaux bölgesiyle özdeşleşmiş bu üzüm çeşidi, Anadolu'da da yaygın bir şekilde üretilmektedir. Yakut kırmızısı, yumuşak tatlı, kırmızı meyve aromalı, tanenli şarabı çabuk olgunlaşır. Peynirler, antreler, kırmızı soslu makarnalar, hafif soslu kırmızı etler ve bonfileyle uyumludur. 18 derecede servis edilmelidir.

Sultaniye: Denizli bölgesinde yetişen bu üzüm, yoğun konsantre bir aromaya sahiptir. Açık sarı, yeşil renkte, taze, canlı, dengeli ve güçlü meyvemsi şaraplar verir. Peynirler, kabuklu, hafif soslu deniz mahsulleri, ızgara balıklar, krema soslu makarna çeşitleriyle uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 6-8 derecedir. Özellikle tulum peyniri, keçi peyniri, kuvvetli cheddar ya da gravyer ile deneyiniz.

Foça Karası: İzmir Foça civarında yetişen, hem sofralık hem de şaraplık bir üzüm çeşididir. 1920'lerde yokolmuştu ve 1990'ların sonunda yeniden hayata döndürüldü.

Carignan: Ege bölgesinin toprağına ve iklimine iyi uyum sağlamış, kırmızı şaraplık bir üzüm çeşididir. İçerdiği meyve aromalarıyla, kullanıldığı kupajlara tazelik katar. Killi, kumlu ve çakıllı topraklarda yetişir. Yüksek tanenlidir. Kırmızı et ve peynirlerle iyi gider.

Bornova Misketi: İzmir ve çevresinde yetişen, uzun, büyük salkımlı, beyaz şaraplık bir üzümdür. İçerdiği yoğun şeker miktarı sayesinde, dömisek ve tatlı şarap yapımında kullanılır. Bu şaraplarda, egzotik meyve aromaları, gül, bal, karanfil, kuru üzüm ve misk yoğun bir şekilde hissedilir. Sek misket şarapları, soğuk deniz tabağı, antreler, özellikle rokfor ve tulum peynirleriyle harika uyum sağlar. Tatlı misket şarapları ise, meyve, tatlı ve pastalarla iyi gider. Tarihçi Herodot'un en sevdiği şarap olan Misket şarabı, yüzyıllardır Anadolu'da üretilen şaraplardan biridir.

Cabernet Sauvignon: Dünya şarapçılığının asil üzümlerinden olan Cabernet Sauvignon, küçük taneli, kalın kabuklu ve ufak salkımları olan bir üzüm çeşididir. Biberli, baharatlı, yoğun ve yıllandırmaya uygun, koyu bordo renkli şarap verir. Siyah frenküzümü kokusu da oldukça belirgindir. İdeal servis sıcaklığı 16-18 derecedir. Baharatlı, acılı kırmızı et çeşitleri, hafif soslu kuzu eti, kuvvetli peynirler, uzakdoğu mutfağı, yoğun çikolatayla uyumludur.

Alicante Bouschet: Yüksek renk konsantrasyonu sayesinde, kupajlarda kullanılır. Konik şekilde salkımları olan bu üzümün taneleri, orta büyüklükte ve parlak siyah renktedir. Güney Fransa ve İspanya'da yaygın olan bu üzüm, İzmir civarında ılık Ege ikliminde bolca yetiştirilir.

Çalkarası: Denizli'nin Çal kazası yakınlarında yetişen yerli bir üzüm çeşididir. Kaliteli, açık kırmızı ve hafif bir şarap verir. Üzellikle roze şarap yapımıda kullanılır. Makarnalar, pizzalar ve egzotik yemeklerle iyi gider. İdeal servis sıcaklığı 4*5 derecedir.


Ege Bölgesi peynirleri

Abaza Peyniri: Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Rus baskısından Anadolu'ya kaçan Müslüman Kafkas halklarından olan Abazaların peyniri. Geleneksel yapımında, tam yağlı sütten, maya yerine bir sene önceki peyniraltı suyu ile kestirilir. Pıhtısı sepetlere bastırılarak süzdürülür ve kuru tuzlama yapılır. Kendine has hafif tuzlu tadı olan, orta sertlikte ve düzgün kıvamda bir peynir.

Çerkez Peyniri: 19. yüzyılda Anadolu'ya gelen Çerkezlerin tipik peyniri. İnek, koyun, keçi ta da manda sütünden ayrı ayrı üretildiği gibi, bunların karışımından da üretileni vardır. Geleneksel olarak sepetlere konup bastırıldığından kalıpları yuvarlak ve basık olur.

Mihaliç Peyniri: Çoğunlukla çiğ "kıvırcık" koyun sütünden yapılan, beyaz renkte, iri delikli ve sert kabuklu, tuzlu ve yağlı, oldukça dayanıklı bir peynir. Osmanlı döneminde Arnavutlar tarafından yapılmaya başlandı. Günümüzde %60-70 koyun sütüne, inek ve keçi sütü katılarak da yapılır.

Karaburun Keçi Sepet Peyniri: İzmir Çeşme- Karaburun civarındaki keçilerin yağlı sütü sütü sağıldıktan bir saat sonra süzülür ve çiğden mayalanır. Pıhtısı sepete alınıp süzülmeye bırakılır. Sepetten alınan kalıp, serin ve havadar bir yerde iki hafta kadar bekletilip olgunlaştırılır. Uzun süreli saklamalar için salamura da yapılır.

Ayvalık Sepet Loru: Sepette süzdürülen ve taze olarak tüketilen bir lor çeşidinin kökeni Midilli Adası.

Ayvalık Kirli Hanım Peyniri: Tam yağlı koyun sütünün peyniraltı suyundan yapılan lor peyniri, saz sepetlerde süzülür. Tuzlandıktan sonra, serin ve havadar bir yerde saklanır. Üzeri küf benekleriyle kaplanır ancak küf içine geçmez. Dışı kirli görünse de içi temizdir. Fırınlanabilir.

Sepet Peyniri: Genellikle karışık keçi, koyun ve inek sütünden yapılır. Bazı bölgelerde, "Kelle" de denir. Geleneksel olarak, sağılan süt çiğ olarak hemen mayalanıp dinlendirilir. Pıhtısı elle toplanıp, avuç içinde sıkılarak, bitki saplarından örülmüş sepetlere konulur. İyice süzülen kelleler, sepetin şeklini alır. Sepetten çıkarılan kelleler kurutulup tuzlanır. 2-3 gün içinde taze olarak tüketime uygun olur. Saklanacaksa salamura yapılır.

Dil Peyniri: Tuzsuz, genellikle taze tüketilen ve kolayca liflere ayrılan bir peynir türü. Özellikle inek sütünden yapılır. Haşlama süresinin diğer peynirlere göre biraz daha uzun olması sayesinde yağ oranı daha düşüktür. Dilimleri dile benzediği için bu adı alır.

İzmir Teneke Tulumu: Pıhtısı da ısıtılarak yapılan, küçük gözenekli, hoş kokulu bir peynir türü. Rengi genelde sarı ve kullanılan süte göre değişen çeşitli sarı tonlarında. Hayvan derisine basılmayıp tenekeye basıldığı için bu isimle anılır. Yağlı ya da yağsız koyun, inek veya keçi sütünden yapılanı vardır ama en iyisi tam yağlı koyun sütünden yapılanıdır.

Kopanisti: Yunanca "Ezilmiş, dövülmüş" anlamına gelen Kopanisti, keçi sütünden yapılan sepet peynirinin peyniraltı suyunun fermante edilmesiyle (ekşitilmesiyle) yapılır. Peyniraltı suyundan toplanan lor, içi sırlı çömleklerde yoğrulur. Buişlem iki hafta ila bir ay arası her gün tekrarlanır. Lor çatlayıp keskin bir koku salmaya başlayınca tuz eklenip yeniden yoğrulur. Bu işlem de yaklaşık 10 gün sürer. Daha sonra üzerine zeytinyağı konup bir kavanozda saklanır.

İzmir Sepet Loru: Ayvalık Loru'nda olduğu gibi, lor kalıbı sepette süzdürülüp taze tüketilir.

Manisa Salamura Koyun Peyniri: Geleneksel olarak çiğ koyun sütünün mayalanmasıyla yapılan bir beyaz peynir türü.

Aydın Cıvık Peyniri: Baharda yapılan ilk beyaz peynirin teneke dibinde kalan kırıntılarının toplanıp, ezilerek, soğuk bir yerde 6 ay ila bir yıl arasında bekletilmesiyle yapılır. Keskin kokulu bir peynir çeşidi.

İzmir Feslehen Peyniri: Bir tür salamura beyaz peynir. Fesleğen peyniri de denir.


İç Anadolu Bölgesi üzümleri

Emir: Sulu, beyaz bir üzüm olan Emir, Nevşehir, Kırşehir, Kayseri, Niğde civarında yetişen, kaliteli şarap veren bir çeşittir. Yeşil-sarı ya da açık sarı renkteki şarabı, taze, yumuşak ve dengelidir ve ayrıca köpüklü şarap üretimine de uygundur. Özellikle Kapadokya yöresinin volkanik toprağı sayesinde yoğun meyvemsi aromalar içerir. Fırında veya ızgara balık ve deniz mahsulleri ile denenmelidir. İdeal servis sıcaklığı 6-8 derecedir.

Hasandede: Ankara ilinin Keskin-Hasandede çevresinde bulunur. Taneleri yuvarlak, orta irilikte, bol şıralı ve ince kabukludur. Sarı-yeşil ya da koyu sarı renkte, dolgun, gövdeli şarap verir. Son yıllarda Hasandede bağ alanları oldukça daralmıştır.


İç Anadolu Bölgesi peynirleri

Dil Peyniri: Tuzsuz, genellikle taze tüketilen ve kolayca liflere ayrılan bir peynir türü. Özellikle inek sütünden yapılır. Haşlama süresinin diğer peynirlere göre biraz daha uzun olması sayesinde yağ oranı daha düşüktür. Dilimleri dile benzediği için bu adı alır.

Afyon Köy Peyniri: Salamura beyaz peynire benzeyen ama ondan daha az tuzlu, yumuşakça bir peynir çeşidi.

Afyon Tulum Peyniri: Yaylada yapılmış tam ya da yarım yağlı taze, tuzsuz peynirin, önceden traşlanmış deriye basılmasıyla yapılır. Keçi ya da koyun sütünden yapılır. Afyon tulumunun özelliği, bekletildiği mahzenlerin ısısının daha yüksek olması sebebiyle, diğer peynirlere göre daha çabuk olgunlaşmasıdır.

Kırşehir Çömlek Peyniri: Genellikle koyun bazen de inek sütünden yapılan taze tuzsuz peynirin toprak çömleklere basılarak, başaşağı toprağa gömülmesiyle yapılır. Uzun ömürlü bir peynirdir.

Kırşehir Çörekotlu Peynir: Kırşehir'de peynir çömleğe basılırken, içine çöreotu katılır.

Cihanbeyli Tulum Peyniri: Evlerde yapılan yöresel bir peynir.Çiğ inek sütünün dövülerek yağının alınmasından sonra yapılan taze peynirin ufalanarak koyun derisinden yapılmış tuluma basılmasıyla yapılır. 3-4 ayda olgunlaşır.

Isparta Sütçüler Çayır Peyniri: Keçi ya da koyun sütünden yapılan tuzsuz taze bir peynir. Daha sonra tuzlanıp salamura da yapılabilir


İç Anadolu Bölgesi üzümleri

Emir: Sulu, beyaz bir üzüm olan Emir, Nevşehir, Kırşehir, Kayseri, Niğde civarında yetişen, kaliteli şarap veren bir çeşittir. Yeşil-sarı ya da açık sarı renkteki şarabı, taze, yumuşak ve dengelidir ve ayrıca köpüklü şarap üretimine de uygundur. Özellikle Kapadokya yöresinin volkanik toprağı sayesinde yoğun meyvemsi aromalar içerir. Fırında veya ızgara balık ve deniz mahsulleri ile denenmelidir. İdeal servis sıcaklığı 6-8 derecedir.

Dökülgen: Helvacı üzümü de denir. Taneleri orta büyüklükte, kabuğu orta kalın, dumanlı görünümlüdür. Kupajlarda kullanılır. İyi bir konyaklık şarap verir. Vermut yapımında da kullanılır.

Kabarcık: Yuvarlak taneli bir beyaz üzüm çeşididir. Şaraplık ya da sofralık olarak kullanılır.

Horoz Karası: Kilis Karası olarak da bilinir. Gaziantep yöresinin en makbul kırmızı üzümüdür. Taneleri koyu renklidir ve şarabı yüksek tanenlidir.


İç Anadolu ve Doğu Akdeniz Bölgesi peynirleri

Kırşehir Çörek Otlu Peynir (Çömlek Peyniri) : Çömleğe basılan peynire, çörek otu katılarak yapılır. Küpün ağzı hamurla kapatılıp, olgunlaşmaya bırakılır.

Yozgat Çanak Peyniri: Çiğ sütten yapılan yerel bir peynir. Genellikle yağı alınmış koyun sütü kullanılır. Ev mayasıyla yapılan taze peynir tuzlanıp çanaklara basılırken, kimi zaman çörek otu da ilave edilir. Çanağın ağzına bir bez konularak suyu süzdürülür. Bez ıslandıkça yenisiyle değiştirilir. En son seferinde çanağın ağzına bir de taze asma yaprağı yerleştirilip, çanak başaşağı serin ve havadar bir yerde toprağa gömülür. Yaklaşık 3 ayda olgunlaşır.

Sivas Çerkez Peyniri: Keçi sütünden yapılan bir Çerkez peyniri çeşidi.

Sivas Pesküteni: Ayranın buğdayla kaynatılmasıyla oluşan pıhtısının toplanıp süzülmesiyle yapılan bir peynir çeşidi. Süzüldükten sonra tuzlanan parçalar, küplere ya da bidonlara basılır.

Nevşehir Çömlek Peyniri: Niğde'de yapılan Küp Peyniri'ne çok benzer. Tuzsuz taze peynir, tuzlanıp bir hafta kadar süzdürülür. Daha sonra toprak küpe basılır ve ağzı çamurla sıvanıp, gölgeli, serin ve havadar bir yerde, özellikle de yörenin soğuk hava deposu olarak kullanılan mağaralarında, başaşağı kuma gömülür. 4-5 ayda olgunlaşır.

Niğde Küp Peyniri: Gödelek denilen toprak küplere basılarak yapılan bir peynir çeşidi. Tuzlanan taze peynir gödeleğe konur ve ağzı alçı, hamur ya da çamurla kapatılır. Başaşağı kuma gömülür. Peynir 4-5 ayda olgunlaşır. Uzun süre dayanabilir.

Kayseri Tulum Peyniri: Tam ya da yarım yağlı tuzsuz peynirden yapılır. Bu peynirler soğuk suya konur, bu sayede ekşilikleri ve acılıkları azalır. Soğuk sudan çıkarılan peynirler sıcak suda elastiki bir kıvam alıp, uzayıncaya dek bırakılır. Ardından yöresine göre ya tuluma ya da toprak çömleklere basılır.

Kayseri Çerkez Peyniri: Özellikle Pınarbaşı civarında aile işletmelerinde yapılan bir peynir. Yumuşak kıvamlı ve krem renginde.

Kahramanmaraş Tulum Peyniri: Orta yağlı koyun sütünden yapılan ve traşlanmış derye basılan bir tulum çeşidi.

Adana Kaynatma Peyniri: Pıhtısı sıcak sudan geçirilerek yani "kaynatılarak" yapılan yerel bir peynir. Az tuzlu ve açık renkte.

Adana Kuru Çökeleği: Yağsız sütten yapılan yoğurdun kurutulmasıyla yapılan bir peynir çeşidi.

Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi üzümleri

Boğazkere: Anadolu'nun en eski ve yerli üzümlerinden. Küçük taneli, koyu renkli ve kalın kabukludur. Yüksek tanenli olduğundan tek başına çok buruk ve kekremsi bir tat verir. Yukarı Mezopotamya' nın iki sembol üzümünden biridir. Anadolu'nun nadide şaraplarındandir.T-bone steak, baharatlı, acılı, soslu tüm kırmızı et yemekleri, acılı kırmızı soslu makarnalarla çok iyi uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 16-18 derecedir.

Öküzgözü: Boğazkere ile birlikte Yukarı mezopotamya'nın sembol üzümüdür. Adını yuvarlak ve iri siyah tanelerinden alır. Koyu vişne-eflatun rengi, aromatik ve dolgun yapısıyla harika bir şarap verir. Kremalı, mantarlı et yemekleri, soslu dana etleri ve özellikle Cafe de Paris soslu dana eti ile harika bir uyum sağlar. Yıllandırmak için uygundur. İdeal içim derecesi 16-18 dir.

Sergi Karası: Gaziantep yöresinde Kara Üzüm olarak da bilinir. Kırmızı şarap yapımında kullanlan bir yerli üzüm çeşididir.


İç/Doğu Anadolu Bölgesi peynirleri

Adıyaman Salamura Peyniri: Taze tuzsuz peynir, bir iki gün süzdürüldükten sonra, plastik bidonlarda salamura edilerek uzun süre saklanır.

Adıyaman Tulum Peyniri: Çökelek peynirinin keçi tulumuna basılmasıyla yapıan bir peynir türü.

Tunceli Köçer Peyniri: Göçer peyniri de denir. İlkbaharda koyun ve keçi sütlerinden, yaylalarda yapılan ve taze tüketilen bir peynir.

Bingöl Pesküteni: Pestigen de denir. Yoğurdun yayıklanarak yağının ayrılmasıyla arta kalan ayran ısıtılır. Pıhtısı toplanarak bez torbalara konarak bir iki gün askıda süzülür. Tulumlara basılır.

Sivas Pesküteni: Yoğurdun yayıklanarak yağının ayrılmasıyla arta kalan ayran buğday taneleriyle birlikte ısıtılır. Isındıkça oluşan pıhtı dibe çöker ve toplanarak bez torbalarda süzülür. İyice süzülen pıhtı tuzlanarak küplere ya da bidonlara basılır.

Malatya Kaynamış Peyniri: Geleneksel olarak koyun ve keçi sütlerinin karışık mayalanmasıyla yapılan peynir, kaynayan peyniraltı suyunda bir iki dakika haşlanır. Taze tüketilir ya da tuzlanıp kurutularak saklanır.

Diyarbakır Örgü Peyniri: Bahar aylarında yaylalardaki göçerlerin kent pazarlarında sattıkları tuzsuz peynir kellelerinin haşlanıp yoğrulduktan sonra örgü şeklinde biçimlendirilmesiyle yapılır.

Doğu Anadolu Bölgesi üzümleri

Boğazkere: Anadolu'nun en eski ve yerli üzümlerindendir. Küçük taneli, koyu renkli ve kalın kabukludur. Yüksek tanenli olduğundan tek başına çok buruk ve kekremsi bir tat verir. Yukarı Mezopotamya' nın iki sembol üzümünden biridir. Anadolu'nun nadide şaraplarındandir.T-bone steak, baharatlı, acılı, soslu tüm kırmızı et yemekleri, acılı kırmızı soslu makarnalarla çok iyi uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 16-18 derecedir

Dökülgen: Helvacı üzümü de denir. Taneleri orta büyüklükte, kabuğu orta kalın, dumanlı görünümlüdür. Kupajlarda kullanılır. İyi bir konyaklık şarap verir. Vermut yapımında da kullanılır.


Doğu Anadolu Bölgesi peynirleri

Erzurum Çeçil Peyniri: İnek, koyun ya da kimi zaman keçi sütünden yapılan yağsız bir tel peynir türü.

Bingöl Pesküteni: Pestigen de denir. Yoğurdun yayıklanarak yağının ayrılmasıyla arta kalan ayran ısıtılır. Pıhtısı toplanarak bez torbalara konarak bir iki gün askıda süzülür. Tulumlara basılır.

Muş Kaşar Peyniri: Malazgirt'de Süphan Dağı mandıralarında üretilen, tam yağlı bir kaşar cinsi. Altın sarısı renkte lezzetli bir peynir.

Varto Keçi Peyniri: Saf keçi sütünden yapılan keskin tatta bir peynir. Genellikle taze tüketilir. İstenirse salamura da yapılır.

Bitlis Köy Peyniri: Jaji peyniri de denir. Özellikle Tatvan yöresinde çok yapılır. Yayık artığı ayranın kaynatılmasıyla elde edilen çökelek, taze yenir.

Bitlis Kurutu: Ayran çökeleğinden yapılan Bitlis Kurutu, uzun zaman hatta yıllarca dayanmasıyla ünlüdür. Yenecek kurutlar suda yumuşatılarak, yeniden yoğurt kıvamına getirilir. Çorbası yapılır.

Van Otlu Peyniri: İlkbaharda hem sütün hem de otun bol olduğu zamanlarda, genellikle koyun sütünden üretilir. Sütün mayalanmasıyla elde edilen pıhtıya taze otlar katılarak yapılır. Bu otla karıştırılan pıhtı torbalara alınarak süzüldükten sonra kuru şekilde tuzlanır. Salamuraya atıldığı da olur.

Siirt Otlu Peyniri: Otlar kazanda ısıtılan süte atılarak birlikte mayalanır. Teleme daha sonra beze alınıp süzülüpü tuzlandıktan sonra kurumaya bırakılır. Kuruyan otlu peynir küpe ya da bidonlarda salamuraya yatırılır.Bazen de ufalanarak tuluma basılır. 1-2 ayda olgunlaşır.

Siirt Köçer (Göçer) Peyniri: İlkbaharda göçerlerin yaptıkları bir taze peynir türü. Koyun ya da keçi sütü çiğden mayalanır. Kazanın üstüne tahta bir kapak kapatılıp, etrafı keçeyle sarılır. Bir kaç saat sonra oluşan pıhtı toplanıp bezlere sarılarak, suyu iyice süzdürülür. Bir çok kereler tekrarlanan bu işlemden sonra yuvarlak peynir kalıpları ya taze tüketilir ya da tuzlanarak ağızları bağlanır. Soğuk hava depolarında saklanır.

Güney Ege üzümleri - Batı Anadolu

Sultaniye: Denizli bölgesinde yetişen bu üzüm, yoğun konsantre bir aromaya sahiptir. Açık sarı, yeşil renkte, taze, canlı, dengeli ve güçlü meyvemsi şaraplar verir. Peynirler, kabuklu, hafif soslu deniz mahsulleri, ızgara balıklar, krema soslu makarna çeşitleriyle uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 6-8 derecedir. Özellikle tulum peyniri, keçi peyniri, kuvvetli cheddar ya da gravyer ile deneyiniz.


Güney Ege Bölgesi peynirleri

Kopanisti: Yunanca "Ezilmiş, dövülmüş" anlamına gelen Kopanisti, keçi sütünden yapılan sepet peynirinin peyniraltı suyunun fermante edilmesiyle (ekşitilmesiyle) yapılır. Peyniraltı suyundan toplanan lor, içi sırlı çömleklerde yoğrulur. Buişlem iki hafta ila bir ay arası her gün tekrarlanır. Lor çatlayıp keskin bir koku salmaya başlayınca tuz eklenip yeniden yoğrulur. Bu işlem de yaklaşık 10 gün sürer. Daha sonra üzerine zeytinyağı konup bir kavanozda saklanır.

Antalya Çörekli Çanak Peyniri: Sırlı toprak çanaklara basılan peynire çörek otu da katılır. Bu çanaklar genellikle dağlardaki mahzenlerde saklanır ya da toprağa gömülerek serince bir yerde bekletilir. Çoban Peyniri de denir.

Aydın Cıvık Peyniri: Baharda yapılan ilk beyaz peynirin teneke dibinde kalan kırıntılarının toplanıp, ezilerek, soğuk bir yerde 6 ay ila bir yıl arasında bekletilmesiyle yapılır. Keskin kokulu bir peynir çeşidi.

İzmir Feslehen Peyniri: Bir tür salamura beyaz peynir. Fesleğen peyniri de denir.

Milas Kırk Tokmak Peyniri: Yayık dibinde kalan ayranın ısıtılıp, pıhtısının yoğrularak çömleklere basılmasıyla yapılan bir çökelek türü. Serin bir yerde baş aşağı saklanan peynir 2-3 ayda olgunlaşıyor.

Aydın Çiğ Kesik Peyniri: Çiğ koyun ya da keçi sütünün mayalanmadan ekşitilip estirilmesiyle yapılan bir peynir türü.

Aydın Tulum Peyniri: Tulumun önceden traşlanmış kıllı yüzünde olgunlaştırılan bir Ege peyniri. Geleneksel olarak tam yağlı koyun sütünden yapılır.

Milas Kazıklı Peyniri: Milas'ın köylerinde genellikle koyun sütünden yapılan ve teneke ya da tulumda olgunlaştırılan bir peynir türü.

Denizli Dere Peyniri: Geleneksel olarak tam yağlı koyun sütünden yapılan, salamura bir beyaz peynir çeşidi.


Batı Akdeniz Bölgesi üzümleri

Dimrit: Zengin aromalı, dolgun gövdeli ve hafif buruk tatta şarap verir. Kırmızı etler ve peynirlerle uyumludur. 16-18 derecede servis edilmelidir.

Dökülgen: Helvacı üzümü de denir. Taneleri orta büyüklükte, kabuğu orta kalın, dumanlı görünümlüdür. Kupajlarda kullanılır. İyi bir konyaklık şarap verir. Vermut yapımında da kullanılır.

Akkemre: Akemre de denir. İyi kalitede beyaz şarap veren bir yerli üzümdür. Kupajlarda kullanılır.


Batı Akdeniz Bölgesi peynirleri

Antalya Desti Peyniri: Geleneksel olarak keçi ve koyun sütünün sağılır sağılmaz karıştırılıp mayalanmasıyla elde edilen taze peynirin, desti denilen topraktan pişmiş küplere basılmasıyla yapılır. Bu destiler, ya serin dağ mehzenlerinde ya da serince bir yerde toprağa gömülerek saklanır. 3-4 ayda olgunlaşır.

Isparta Tuluk Peyniri: Bir tulum peyniri çeşidi. Özellikle dağlık yörelerde yapılır. Genellikle keçi ya da koyun sütünden, ev mayasıyla taze peynir yapılır. Sonra bu taze peynir ufalanıp tuzlanarak tuluma basılır. Tulumlar yörede obruk veya in denilen mağaralarda bekletilir. Peynir 3-4 ayda olgunlaşır.

Beyşehir Teneke Salamura Keçi Peyniri: Taze sağılan keçi sütünün mayalanıp süzülmesiyle elde edilen taze peynirin, tenekede salamura edilmesiyle yapılır. Orta tuzlu ancak keskin bir tadı vardır.

Antalya Keş Peyniri: Akseki, Serik, Manavgat ve Korkuteli civarında yapılan bir tür çökelek. Yoğurdun kestirilmesiyle elde edilen peynirin keselerde süzdürülmesinden sonra, ufalanarak tuzlanmasıyla yapılır. Taze tüketilir. Eğer uzun süreli saklanacaksa, deri tuluma basılır.

Karaman Ermenek Tulumu: Tam yağlı koyun sütünden yapılan, az tuzlu, lezzetli bir tulum peyniri. Deri tuluma basılır ve içine genellikle çöreotu katılır.

Karaman Divle Tulumu: Adını olgunlaştığı Divle yeraltı mağaraları'ndan alan çok lezzetli bir tulum peyniri. 232 metre uzunlukta ve yaklaşık 55 metre derinlikteki bu yeraltı mağaraları, yüzyıllardır soğuk hava deposu olarak kullanılıyor. Tam yağlı koyun sütünden yapılan peynir, traşlanmış keçi ya da koyun tulumlarına basılır. Buraya Mayıs ayında olgunlaşmaya bırakılan peynirler, Ekim ayı sonunda çıkarılır.

Karaman Tulumu: Deri ya da bez tulumlara basılan bir peynir. Genellikle tam yağlı sütten yapılır. Diğer tulum peyniri çeşitlerine göre daha az keskin bir kokusu var.

Silifke Ham Çökeleği: Yoğurdun kestirilmesiyle yapılan ve çok kısa süre içinde tüketilen bir yerel peynir çeşidi.


DOĞU AKDENİZ BÖLGESİ VE NİĞDE YÖRESİ ÜZÜMLERİ

Emir: Sulu, beyaz bir üzüm olan Emir, Nevşehir, Kırşehir, Kayseri, Niğde civarında yetişen, kaliteli şarap veren bir çeşittir. Yeşil-sarı ya da açık sarı renkteki şarabı, taze, yumuşak ve dengelidir ve ayrıca köpüklü şarap üretimine de uygundur. Özellikle Kapadokya yöresinin volkanik toprağı sayesinde yoğun meyvemsi aromalar içerir. Fırında veya ızgara balık ve deniz mahsulleri ile denenmelidir. İdeal servis sıcaklığı 6-8 derecedir.

Dökülgen: Helvacı üzümü de denir. Taneleri orta büyüklükte, kabuğu orta kalın, dumanlı görünümlüdür. Kupajlarda kullanılır. İyi bir konyaklık şarap verir. Vermut yapımında da kullanılır.

Kabarcık: Yuvarlak taneli bir beyaz üzüm çeşididir. Şaraplık ya da sofralık olarak kullanılır.

Horoz Karası: Kilis Karası olarak da bilinir. Gaziantep yöresinin en makbul kırmızı üzümüdür. Taneleri koyu renklidir ve şarabı yüksek tanenlidir.

 Doğu Akdeniz Bölgesi peynirleri

Kayseri Çerkez Peyniri: Özellikle Pınarbaşı civarında aile işletmelerinde yapılan bir peynir. Yumuşak kıvamlı ve krem renginde.

Adana Kaynatma Peyniri: Pıhtısı sıcak sudan geçirilerek yani "kaynatılarak" yapılan yerel bir peynir. Az tuzlu ve açık renkte.

Adana Kuru Çökeleği: Yağsız sütten yapılan yoğurdun kurutulmasıyla yapılan bir peynir çeşidi.

Mersin Hellim Peyniri: Orta sertlikte ve hafif uzayan az tuzlu bir peynir. Yenmeden bir gün önce kaynar sudan geçirilir.

Karaman Tulumu: Deri ya da bez tulumlara basılan bir peynir. Genellikle tam yağlı sütten yapılır. Diğer tulum peyniri çeşitlerine göre daha az keskin bir kokusu var.

Adana Tuluk Peyniri: Oğlak ya da süt kuzusu derisinden yapılan tuluk da denilen tulumlara basılan bir peynir çeşidi.

Adana Taze Peyniri: Yağsız sütten yapılan peynir tuzlandıktan sonra, çörek otu ve kekikle kavanozlara basılır. Kahvaltılık peynirdir.

Adana Küp Peyniri: Taze peynir ufalanarak tuzlandıktan sonra küpe basılır. Ağzı kapatılan küpler toprağa gömülür. Peynir 3-4 ayda olgunlaşır.

Hatay Kuru Çökeleği (SÜRK) : Türkiye'nin en lezzetli yerel peynir çeşitlerinden biri. Çökeleğe kırmızı pul biber, taze kekik (zahter), yenibahar, karanfil, karabiber ve isteğe göre başka baharatlar katılarak, iyice yoğrulur. Köfte yapar gibi avuç içinde armut şekli verilir. Bir kısmı hemen tüketilir, bir kısmı ise kurutularak saklanır. Kurutulan sürklerin rengi kızıl-kahveden koyu kahverengine kadar değişir. Kimi yörelerde, zeytinyağına da basılır.

İskenderun Künefe Peyniri: Yöresel tatlılarda kullanılan, genellikle yağlı inek sütünden yapılan, taze tuzsuz beyaz peynir. Bir hafta kadar dayanır. Kısa süre içinde tüketilmelidir.

Hatay Kaynamış Peyniri: Taze peynirin kendi peyniraltı suyunda haşlanmasıla yapılan, az yağlı ve az tuzlu bir peynir. Yün çilelerini andırır şekilde satılır. İnce uzun şeklinden dolayı "Yılan Peyniri" de denir.

Antakya Zahterli Çökelek: Zahter (taze kekik) katılan çökelek, toprak küplere basılır. Serin bir yerde saklanır. Çok lezzetli bir yöresel peynir.

Hatay Taze Peyniri: Pıhtısı süzülürken fazla baskı görmeyen, tuzsuz taze peynir. Kısa sürede tüketilir.

Gaziantep Sıkma Peyniri: Yağlı koyun ya da keçi sğtğnden yapılan peynir kelleleri, kendi peyniraltı suyunda kaynatılır. Taze yenir ya da salamura yapılarak saklanır. Tuzsuzu yöresel tatlılara konur. Pişken de denir.

Kahramanmaraş Kelle Peyniri: Koyun ya da keçi sütünden yapılan, hafif tuzlu, beyaz renkli peynir. Yumruk büyüklüğünde kelleler halinde satılır.

Kahramanmaraş Örgü Peyniri: Tuzsuz peynir kelleleri, az tuzlu suda bir kaç dakika haşlandıktan sonra yoğrulur ve elle örgü şekli verilir.

Adıyaman Salamura Peyniri: Taze tuzsuz peynir, bir iki gün süzdürüldükten sonra, plastik bidonlarda salamura edilerek uzun süre saklanır

GÜNEY DOĞU ANADOLU BÖLGESİ ÜZÜMLERİ

Horoz Karası: Kilis Karası olarak da bilinir. Gaziantep yöresinin en makbul kırmızı üzümüdür. Taneleri koyu renklidir ve şarabı yüksek tanenlidir.

Sergi Karası: Gaziantep yöresinde Kara Üzüm olarak da bilinir. Kırmızı şarap yapımında kullanlan bir yerli üzüm çeşididir.

Boğazkere: Anadolu'nun en eski ve yerli üzümlerindendir. Küçük taneli, koyu renkli ve kalın kabukludur. Yüksek tanenli olduğundan tek başına çok buruk ve kekremsi bir tat verir. Yukarı Mezopotamya' nın iki sembol üzümünden biridir. Anadolu'nun nadide şaraplarındandir.T-bone steak, baharatlı, acılı, soslu tüm kırmızı et yemekleri, acılı kırmızı soslu makarnalarla çok iyi uyum sağlar. İdeal servis sıcaklığı 16-18 derecedir

Öküzgözü: Boğazkere ile birlikte Yukarı mezopotamya'nın sembol üzümüdür. Adını yuvarlak ve iri siyah tanelerinden alır. Koyu vişne-eflatun rengi, aromatik ve dolgun yapısıyla harika bir şarap verir. Kremalı, mantarlı et yemekleri, soslu dana etleri ve özellikle Cafe de Paris soslu dana eti ile harika bir uyum sağlar. Yıllandırmak için uygundur. İdeal içim derecesi 16-18 dir.

 Güneydoğu Anadolu Bölgesi peynirleri

Gaziantep Sıkma Peyniri: Yağlı koyun ya da keçi sğtğnden yapılan peynir kelleleri, kendi peyniraltı suyunda kaynatılır. Taze yenir ya da salamura yapılarak saklanır. Tuzsuzu yöresel tatlılara konur. Pişken de denir.

Urfa Teneke Salamura Peyniri: Geleneksel olarak çiğ koyun sütünden yapılan ve kız memesi de denilen bir beyaz peynir. Taze peynir telemesi, suyunun çabuk süzülmesi için yumruk büyüklüğünde parçalara bölünerek, her biri ayrı ayrı bezlere konar. Taze de yenir. Eğer istenirse tenekede salamurada bekletilir.

Mardin Tecen Peyniri: Mardin'in Tecen ilçesinde yapılan bir tür taze beyaz peynir.

Adıyaman Salamura Peyniri: Taze tuzsuz peynir, bir iki gün süzdürüldükten sonra, plastik bidonlarda salamura edilerek uzun süre saklanır.

16 Mayıs 2013 Perşembe

ÜLKE ve ŞEHİR İSİMLERİNİN KÖKENİ


ŞEHİR İSİMLERİNİN KÖKENİ

 Afyonkarahisar :   Akroenos (Yunanca)
 Adana :   Atana (Hititçe)
 Adıyaman :   Hısn-ı Mansur (Arapça)
 Ağrı :   Ararat (Ermenice)
 Amasya :  Amasesia (Yunanca)
 Ankara :   Ancyra (Galat dili)
 Antalya :   Attaleia (Yunanca)
 Artvin :  Artvan (Kafkas Dili)
 Aydın :  Tralles (Yunanca)
 Balıkesir :  Paleo Kastro (Yunanca)
 Bilecik :  Agrilion (Yunanca)
 Bingöl :  Cebel-cur (Urartu dili)
 Bitlis :  Bitlis, İskender’in generali Badlis’den (Yunanca)
 Bolu :   Klaudio Poli (Bitinyaca dili)
 Burdur :  Limobria (Yunanca)
 Bursa :   Prussa (Bitince dili)
 Çanakkale :  Troas (Yunanca)
 Çorum :   Hattuşa (Hatice)
 Denizli :   Laodikeia (Yunanca)
 Diyarbakır :   Diyar-ı Bekir (Osmanlıca)
 Edirne :   Hadrianapolis (Yunanca)
 Elazığ :   Elaziz (Arapça)
 Erzincan :   Erzigan (Kürtçe)
 Erzurum :   Arz-ı Rum (Osmanlıca)
 Eskişehir :  Dorlion (Frigce)
 Gaziantep :  Hantap (Hititçe)
 Giresun :   Kerasunda (Yunanca)
 Gümüşhane :  Argyropolis (Yunanca)
 Isparta :   Baride (Hititçe)
 İstanbul :   Eis tin polis (Yunanca)
 İzmir :  Smirna (Yunanca)
 Kayseri :   Kaisareia (Yunanca)
 Rize :   Rhizios (Yunanca)
 Osmaniye :  Otman (Arapça)
 Malatya :   Maldiye (Hititçe)
 Ardahan : . . Ardana (Gürcüce)
 Bayburt :  Payberd (Ermenice)
 Konya :   İkonion (Yunanca)
 Niğde :   Nahida (Yunanca)
 Aksaray : Garsama (Yunanca)
 Çankırı :  Gangra (Yunanca)
 Bartın :   Barthenios (Yunanca)
 İskenderun :  Alexandretta (Yunanca)
 İznik :  Nikomidia (Yunanca)
 Karabük :   Haluna (Hititçe)
 Kastamonu :   Kastromoni (Yunanca)
 Kırklareli :   Saranta Eklesias (Yunanca)
 Kütahya :  Frigce; Kotiaeon,
 Manisa :   Magnisia (Lidyaca)
 Maraş :   Markasi (Hititçe)
 Muğla :  Karya (Karca)
 Nevşehir : Nissa (Hititçe)
 Ordu :  Kotioro (Yunanca)
 Sakarya :   Sangari (Frigce)
 Samsun :  Amisos (İyonyaca)
 Sinop :   Sinova (Hititçe)
 Sivas :   Sebastia (Yunanca)
 Tarsus :   Tarsa (Luvice)
 Tekirdağ :   Bisanthe (Yunanca)
 Tokat :  Togayitlerin kurduğu sanılıyor
 Trabzon :   Trapezus (Yunanca)
 Trakya :   Thraki (Trakça)
 Uşak :   Temenothyrea (Frigce)
 Urfa :   Urbai (Süryanice)
 Van :   Vaini, Van (Urartuca, Ermenice)


ÜLKE İSİMLERİNİN KÖKENİ

Türkiye ile Yunanistan arasında ikiye bölünmüş olan Kıbrıs Adası’nın Yunanca ismi "Kipros"tur ve "bakır" demektir. Ada üzerinde 5 bin yıldır bakır madeni çıkartılıp işletiliyor.

"Suriye" adının nereden geldiği tam olarak bilinmemekle birlikte, ismini Asur İmparatorluğu’ndan aldığı ve "Asuriye" adından geldiği düşünülmektedir.

"Lübnan", İbranîce bir isimdir ve "beyaz dağlar" demektir. Lübnan Dağları eteklerindeki karlar 12 ay boyunca erimediği için bu coğrafyaya "Lübnan" denmiştir.

"İsrâil", Hz. Yakub ( as ) Peygamber’in adıdır. Kûr’ân-ı Kerîm’de, İbranî ( yahudî ) kavminden bahsedilirken, "Yakuboğulları" deyimi yerine, çoğu yerde "İsrâiloğulları" deyimi kullanılır ( Bakara, 40, 83 – 102, 122, 211, 246; Âl-i İmrân, 93; Mâide, 12, 32, 70 – 72, 110; İsrâ, 4, 101 – 104; Şuârâ, 197; Neml, 76; Secde, 23; Câsiye, 16 – 17; Ahkâf, 10; ... )

"Ürdün", ismini bu ülkedeki Ürdün Nehri’nden alır.

"Suudî Arabistan", ismini 18. yy’dan itibaren ülkede egemenlik kurmaya başlayan ve halihazırda krallık âîlesini oluşturan "Suud" âîlesinden alır. Ülkenin ismi, bir âîlenin ismidir.

"Yemen" isminin kökeni, Arapça’daki "yemin" kelimesidir. Bu sözcük, "yemin", Arapça’da iki ayrı anlamda kullanılır; "mutlu" ve "hukuk". Böylece, ülkenin adını şu şekilde anlayabiliriz : "Allâh’ın hukukunun egemen olduğu mutlu ülke."

"Katar"  isminin kökeni, Arapça’da "çıkartmak, uzaklaştırmak, değerlendirmek" gibi anlamlara gelen "kat" sözcüğüdür. Burada petrol ve gaz rezervleri kastedilmiş olabilir.

Arapça’da "behr" kelimesi "deniz" demektir ve "Bahreyn" dediğiniz zaman, bu "iki deniz" anlamına gelir.

"Kuweyt", Arapça’da "küçük liman" demektir, "kut" ( liman ) sözcüğünden gelmedir.

"Irak" kelimesinin ise Arapça’da "kıyı" ve "alçak ülke" olmak üzere iki ayrı anlamı vardır. Bu ülkeye bu ismin, ikinci anlamından dolayı verildiği ihtimali daha kuvvetlidir.

"İran", isim olarak "Aryan" isminden gelmedir. "Aryan" ( Arîyan ), yani "Arî ırktan olan","Hind – Avrupa dil âîlesinden gelen milletler" anlamındadır. "İran", Kürtçe bir isimdir.

İran, Irak, Kuweyt, Suudî Arabistan, Bahreyn, katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ı kapsayan ve Arap Denizi’ne bağlı olan körfeze Türkler ve Batılılar "Fars Körfezi", Araplar "Basra Körfezi", İranlılar "İran Körfezi" derler.

"Pakistan" adının doğuşunun çok ilginç bir öyküsü vardır. Bu ismin bu ülkeye nasıl ve niçin verildiğini bilmekte fayda var. Türkiye'de ve dünya kamuoyunda bilinen tek şey, bu ismin "pak insanlar ülkesi" ( temiz insanlar ülkesi ) anlamına geldiğidir. Doğru olmakla beraber, eksik bir bilgidir bu. Çünkü bu isim, öyle gelişigüzel verilmiş bir isim değildir. "Pakistan" adının anlamı, sanılandan çok daha derin boyutludur.

Bilindiği üzere, eskiden Pakistan diye bir yer yoktu. Sadece Hindistan vardı. "Bağımsız bir devlet" fikrini ilk ortaya atan, 1930 yılında, büyük şâîr Mûhâmmed İkbal'dir. Şiirlerini Urduca ve Farsça kaleme alan Mûhâmmed İkbal ( 1877 – 1938 )'a göre Hindistan'da iki ayrı millet ( Hindular ve müslümanlar ) vardı ve her biri kendi yoluna gitmeliydi. Bu fikir, ülkede yaşayan müslümanlarca kabul görür. Daha ülke kurulmadan, kurulacak olan ülkeye "isim" aranır. Müslümanlar, müslümanların yaşadığı eyâletleri kapsayacak olan topraklarda kurmayı amaçladıkları ülkeye isim bulmak için "yarışma" düzenlerler. Sonuçta, Büyük Britanya'daki Cambridge Üniversitesi'nde okuyan Xudri Rahmet Ali adındaki genç bir üniversite öğrencisinin bulduğu "Pakistan" ismi yarışmayı kazanır ( 1933 ).

Genç bir talebenin keşfettiği bu isim, gerçekten mükemmel bir isimdi. "Pakistan" kelime olarak "temiz insanlar ülkesi" anlamına geliyordu. Aynı zamanda "Pakistan" ismindeki her harf, bir şifreydi. Çünkü her harf, ülkenin bir eyâletini simgeliyordu. Şöyle ki: "PAKİSTAN" ismindeki "P" harfi Pencab eyâletini, "A" harfi Afgan Bölgesi'ni, "K" harfi Keşmir eyâletini, "İ" harfi halkın dini olan âzîz İslâm dinini ( aynı zamanda ülkenin can damarı olan İndus Nehri’ni ), "S" harfi Sind eyâletini, "-tan" eki ise Belucistan eyâletini simgeliyor. Yani "PAKİSTAN", bütün bu isimlerin kısaltılmışı oluyordu: "Pencab + Afganî + Keşmir + İslâm + Sind + belucisTAN = PAKİSTAN".

Hindistanlılar ülkelerine "Bharat" derler. Ancak tüm dünya onlara "Hindistan" ( India, Inde ) diyor. Bu isim, İndus Nehri’nden geliyor.

Sri Lanka’nın eski adı olan "Seylon" ( Ceylon ), Çince bir isimdir ve "dertsiz ülke" demektir. "Sri Lanka" ise "güzel ülke" demektir.

Nepalliler, "Nepal" derken, aslında başkent Katmandu’nun yüksek kesimlerini kastederler. Bu isim sonra tüm ülkenin ismi oldu.

"Bhutan", eski Hind Sanskrit dilindeki "Bhotia" ( Tibet ) ve "anta" ( son ) sözcüklerinden oluşma bir isimdir ve "Tibet’in sonu" ( Tibet ülkesinin bittiği yer ) anlamına gelmektedir. Bhutanlılar, 9. yy’da Tibet’ten buraya gelmişlerdir. "Bod", Tibet İmparatorluğu’nun çok eski bir adıdır. Bhutan’ın bugünkü orijinal adı olan "Druk - Yul" ise kendi dillerinde "canavarlar ülkesi" demektir. Nitekim kırmızı – turuncu’lu Bhutan ( Druk – Yul ) bayrağının üzerinde de canavar resmi vardır.

"Bangladeş", Bangal dilinde "Bangal ülkesi" demektir. Bu ülkedeki evlerin mimarî yapısına benzediği için, bugün tüm dünyada kullanılan "bungalov" kelimesi de buradan gelmedir.

"Laos", adını, kazıklar üzerinde tahtadan ve hintkamışından evler yapıp bu evlerde oturan "Lao" halkından alır.

"Brunei" adı, Hind Sanskrit dilindeki "bhumi" ( ülke, bölge ) sözcüğünden gelmedir.

Bugünkü "Vietnem" ülkesine Çinliler M. Ö. 111 yılında "güneydeki ülke" anlamında "Nam Viêt" adını verdiler. Bu iki kelime yer değiştirip birleşti.

"Malaysia" ( Malezya ) adı, "Malaya" ve "Singapur" isimlerinin karışımından oluşturulmuş bir addır. Singapur, 1963 – 65 yıllarında Malezya Federasyonu’na aitti.

"Singapur" ise Malayca’daki "Singa Pura" ismidir ve "aslanlar şehri" demektir.

"İndonesia" ( Endonezya ), Yunanca bir isimdir ve "Hindistan Adaları" demektir.

"Maldiv" ismi ise Hintçe’deki "mahal" ( saray ) ve "diva" ( ada ) kelimelerinden oluşturulmuştur. Bahsedilen "saray adası", bugünkü başkenti Malé’dir. Eskiden sultanlar burada sarayda otururdu.

"Filipinler" ismi bu ülkeye, Güney Asya’nın tek hristiyan ülkesi olduğu için, hristiyanlarca ele geçirilince, İspanya Kralı II. Philipp’in adından dolayı verilmiştir.

Tayvan’ın eski adı olan "Formoza", Portekizli denizciler tarafından verilmiş bir isimdi. Portekizce’de "güzel ada" anlamına geliyordu. Çince olan "Taiwan" ise, "deniz kenarındaki teraslar" demektir. Burada kastedilen, bu ada ülkesinde deniz boyunca dizilmiş ve oldukça san’atsal bir görüntüsü olan pirinç tarlalarıdır.

Japonlar ülkelerine "Nippon" derler. Bu, "güneşin doğduğu ülke" demektir. Kelimenin Çincesi "Japuen" şeklindedir ve dünyaya bu şekliyle yayılır: Japonya.

"Korea" ( Kore ), Kore dilinde "sabahın sessizliği" demektir. Ayrıca bu topraklarda bir zamanlar Koryo İmparatorluğu vardı. "Koryo" sözcüğü "yüksek derecede güzelliklerle dolu ülke" demektir.

Çinliler ülkelerine "Zhông - Hu" derler. Bu isim, "Orta İmparatorluğu" ( Merkez İmparatorluğu ) demektir. Çinliler kendi ülkelerini "dünyanın merkezi" olarak gördükleri için ülkelerine bu adı vermişlerdir.

"Rusya" isminde ise çok ilginç bir durum vardır. Eskiden, bu topraklarda yaşayan İsveçliler’e "Rus" denirdi. Yani "Rusya", aslında "İsveçliler’in ülkesi" demektir.

Rusya’nın kuzeybatısında, Kara Denizi ile Barents Denizi arasındaki "Nowaya Zemliya" adlı adanın ismi ise Rusça’da "yeni topraklar" anlamına geliyor.

"Azerbaycan" adının kaynağı, Farsça’daki "azer" ( ateş ) ve "baykan" ( bekçi ) sözcükleridir; "ateş bekçisi".

Ermenîler ülkelerine "Hayik" diyorlar. Ermenî halkının ilk krallarından biri olan Hayt, halkına kendi adını veriyor. Bir zamanların "Osmanlı" halkı gibi.

Rusya, Kafkasya, Türkiye ve Yunanistan, Asya – Avrupa sınırının geçtiği yerlerdir. "Avrupa" ( Europe ), Yunanca’daki "erebos" ( batı ülkesi ) kelimesinden doğmuştur. Anlayacağınız, "Asya" kelimesi Asurca’da "doğu" anlamına gelirken, "Avrupa" kelimesi de Yunanca’da "batı" anlamına geliyor. Yani biz "Asya - Avrupa" dediğimizde, aslında "doğu - batı" diyoruz.

Aramızda kalması şartıyla size bir sır vereyim: Aslında Avrupa diye bir kıt’â yoktur. Sadece Asya vardır. Asya, bütün Avrasya’yı kapsıyor. Bugün "Avrupa" dediğimiz yer, aslında Asya’nın batı topraklarıdır. Beyaz ırk, kendilerine ait özel bir mekân sahibi olmak için, burayı Asya’dan bağımsız ayrı bir kıt’â olarak kabul ettiler ve bütün dünyaya – bendeniz hariç – kabul ettirdiler. Asya ve Avrupa, siyasî sebeplerden dolayı ayrıştırıldı. Asya – Avrupa sınırını ilk olarak M. Ö. 6. yy’da Hekataios çizdi. Yeniçağ’da ise doğu sınırı olarak Ural belirlendi.

Asya – Avrupa sınırı, Rusya’nın kuzeyindeki Kara Denizi ile başlayıp Yunanistan’ın güneydoğusundaki Girit Denizi ile biter. Sınırı, kuzeyden güneye doğru sırasıyla Kara Nehri, Ural Dağları, Ural Nehri, Hazar Gölü, Kafkasya Dağları, Karadeniz, Boğaziçi ( İstanbul Boğazı ), Marmara Denizi, Dardanella ( Çanakkale Boğazı ), Ege Denizi ve Girit Denizi çizer. Her iki kıt’â üzerinde toprağı olan ülkeler Rusya Federasyonu, Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Yunanistan, her iki kıt’â üzerinde bulunan tek şehir ise İstanbul’dur. Yunanistan’ın Asya’daki toprakları, Türkiye’nin Avrupa’daki topraklarından fazladır. Türkiye’nin Avrupa’daki toprakları, birçok Avrupa ülkesinin toplam yüzölçümünden büyüktür.

Görüldüğü gibi, Asya – Avrupa sınırı "reel" değil, "yapay" bir sınırdır. Çünkü iki kıt’ânın sınırı ancak "su" ile çizilir. Oysa Asya – Avrupa sınırını bazı yerlerde nehirler, bazı yerlerde dağlar, bazı yerlerde boğazlar çiziyor.

Hiç dağla, toprakla, nehirle iki kıt’â arasındaki sınır çizilebilir mi? Bir nehir ya da bir dağ, nasıl olur da iki ayrı kontinentin sınırı olabilir? Böyle birşey akıl dışıdır. Asya – Avrupa sınırının doğal ( coğrafî ) değil, siyasî ve politik olduğu bellidir.

Neyse, biz "Avrupa" denilen bu toprak parçasında yer alan ülkelerle konumuza devam edelim.

"Ukraïne" ( Ukrayna ), Rusça bir kelimedir ve "sınır ülkesi" demektir.

"Moldova", ismini 14. yy’daki Moldova Prensliği’nden alıyor. Ancak bu prensliğin egemenliği altındaki toprakların büyük bir bölümü bugünkü Romanya’dadır.

Arnavutlar ülkelerine "Shkipërie" derler. Bu isim onların dilinde "kartal ülkesi" anlamına gelir. Kırmızı Arnavutluk bayrağının üzerinde de çift başlı siyâh kartal vardır.

"Yugoslavya", bu dilde "Güney Slavya" demektir.

"Bosna - Hersek", ismini başkent Saraybosna’dan geçen "Bosna" Nehri ile "hükümdarlık" anlamına gelen "herzegowina" kelimesinden alır. "Bosnia - Herzegowina", yani "Bosna Hükümdarlığı".

"Polonya" ülkesine adını veren "poleni" kelimesi Slavca’dır ve "köylü" demektir. Leh halkının yaşadığı bu ülkeye eskiden "Lehistan" diyorduk.

Norveçliler ülkelerine "Norge" derler. Bu sözcük, denizcilerin parolasıydı. "Norge" (Norveç ), bu dilde "Kuzeye! Daha kuzeye! Daima kuzeye!" demektir.

"Danimarka", adını Hristiyanlık öncesi kralları olan Dan’ın isminden alıyor.

Danimarka’ya ait, Norveç Denizi ile Atlas Okyanusu arasında bulunan "Far Oer" Adaları’nın adı, "koyun adaları" demektir. Adalar, koyunlarıyla meşhurdur.

Yine Danimarka’ya ait olan ama Amerika kıt’âsında bulunan "Grønland" Adası’nın adı "yeşil ülke" demek. Dünyanın en büyük adası olan Grönland’ın altıda beşi buzlarla kaplı olmasına rağmen, neden bu ismi verdiklerini bilmiyoruz. Adanın Eskimo dilindeki orijinal adı: "Kalaallit Nunaat".

Almanlar kendilerine "Deutsch", Almanya’ya da "Deutschland" derler. "Deutsch" ( Alman ) kelimesinin kökeni, Eski Almanca’da "halk" anlamına gelen "diota" sözcüğüdür. Gotça’daki "thiuda" ve Cermence’deki "theude" sözcükleri de aynı anlamda kullanılıyordu.

Bugünkü Avusturya, 800’lü yıllarda Frank İmparatorluğu’nun doğu toprakları olduğu için "Österreich" ( doğu imparatorluğu ) dendi. Büyük Karl, buraya "Ostmark" diyordu.

"Hafif taş" anlamına gelen "leichter Stein" ifadesinden türeme "Liechtenstein", Avusturya’nın başkenti Viyana ( Wien )’nın güneyinde bulunan Liechtenstein Kalesi’nden yönetilen ve 1719 yılında "Liechtenstein" adını alan prensliğin adıdır.

Üç resmî dili olan İsviçre’nin Almanca adı "Schweiz", Fransızca adı "Suisse", İtalyanca adı "Svizzera"’dır. Ülke, ismini memleketin ortasındaki "Schwyz" kantonu ve şehrinden alır. Tıpkı Türkler’in Féz şehrinden yola çıkarak bütün Mağrib ülkesine "Fas" dedikleri gibi. İsviçre’nin bir ismi de "Helvestika" olup, ülkenin uluslararası trafik işareti olan "CH", bu Helvestika Konfederasyonu’nun başharfleridir.

"İtalya", ismini Romalılar zamanında yaşayan İtalikler’den alıyor. Eğri yazılan harfler için kullandığımız "italik" sözcüğü buradan geliyor.

"San Marino" ismindeki "san" sıfatı "âzîz" demektir. Dünyanın en küçük ülkelerinden biri olmasına rağmen 400 yıldır bağımsız bir devlet olan San Marino, ismini 301 yılında ülkeyi kuran Riminili Âzîz Marinus’tan alıyor.

"Malta", Fönce bir kelimedir ve "emniyet, sığınma" anlamına gelmektedir.

Yunanlılar M. Ö. 5. yy’da Monako’yu ele geçirince, kralları Herakles Monoikos adına burada bir tapınak ( âbide ) yaptırdılar. Kral Monoikos’un adından ülkenin adı olan "Monako" doğdu.

"Lüksemburg", ismini "Lucilinburhuc" Kalesi’nden alır. Bu kalenin adı sonradan "Lützelburg" oldu.

Romalılar, Belçika’da yaşayan Kelt – German halka "Belgae" diyorlardı ve burada "Gallia Belgica" adında bir vilâyet kurmuşlardı. "België" ( Belçika ) adı buradan geliyor.

% 40’ı deniz seviyesinin altında olan Hollanda’nın orijinal adı olan "Nederland", kelime olarak "alçak ülke" anlamına geliyor. Ülkede bir tane bile dağ yoktur, topraklarının çoğu sonradan su üzerine ekilmiş ve bu şekilde ülke büyütülmüştür. Görüldüğü üzere Hollanda ve Irak, "adaş" ülkelerdir, ikisinin de ismi "alçak ülke" demektir. Nederland ( Hollanda ) Flamanca, Irak ( Irak ) ise Arapça.

Hollanda’nın bütün batı ve kuzey kıyıları, Kuzey Denizi ( Noordzee ) ile çevrilidir. Hollanda’nın kuzeyinde bir de "iç deniz" vardır. Bu denizin ismi "Güney Denizi" anlamında "Zuiderzee" idi. Fakat Hollandalılar, su üzerinde yol alabilmek için, bu denizin üzerinde iki adet yol yaptılar. Güney Denizi ( Zuiderzee ) ile Kuzey Denizi ( Noordzee )’nin birleştiği yerde yapılan Afsluitdijk ve Güney Denizi’nin ortasında yapılan Markerwaarddijk isimli bu yollardan sonra, Güney Denizi, iki ayrı deniz oluverdi. Kuzeydekine "Buz Denizi" anlamında "IJsselmeer", güneydekine de buradaki Marken Adası’nın adı verilerek "Markermeer" dendi.

Hollanda’nın güneybatısında bulunan ve ismi "deniz ülkesi" mânâsına gelen "Zeeland" ( Zelanda ) vilâyeti ise, bugünkü New Sealand ( Yeni Zelanda ) ülkesine adını vermiştir.

Avrupa’nın en büyük adası olan "Britanya"’nın 18. yy’dan beri ismi böyledir. Ancak bu isim, çok eskilerden beri kullanılır. Galliler ve Romalılar, Kelt halkının yaşadığı bu adaya "Britanni" diyorlardı. Bu isim, Keltçe’de "karışık renkli" anlamına gelen "brith" sözcüğünden türemedir. Öteden beri buranın halkı, bir gelenek olarak vücûdlarını boyayıp karışık renkli yapıyorlardı. Dünyada yanlış kullanılan bir deyim de, bu ülkeye / devlete "İngiltere" denmesidir. Gerçek şudur ki, bugün dünya üzerinde "İngiltere" diye bir ülke veya devlet yoktur. Ülkenin adı "Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda" olup, uluslararası trafik remzi "GB"’dir. İngiltere, bu ülkenin dört parçasından ( diğerleri Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda ) biridir sadece.

İrlandalılar ülkelerine "Eire" derler. Bu ismin kökeni, Keltçe’deki "erin" sözcüğüdür ve "yeşil ada" demektir. İrlanda, ülkemizde, Isparta vilâyetimizdeki Eğirdir Gölü üzerinde bulunan Yeşilada’nın adaşıdır.

"Ísland" ( İzlanda ) ise "buz ülkesi" demektir.

"Andorra", Navarresçe’deki "andurrial" kelimesinden doğmuştur ve "çalı – çırpı ile bezenmiş toprak" demektir.

İspanya’da bir zamanlar İslam’ın egemen olduğu "Endülüs" coğrafyası, adını burayı 411 yılında işgal eden Vandallar’dan alır. "España" ( İspanya ) ise, Fönce’de "tavşanlar sahili" anlamına gelen "hispania" kelimesinden gelmedir.

"Portugal" ( Portekiz ) isminin nereden geldiği konusunda iki ayrı görüş vardır. Birinci görüşe göre, "Portugal" kelimesi Latince’de "sıcak liman" anlamına geldiği için ülkeye bu isim verilmiştir. Diğer görüşe göre ise, bugünkü Porto şehri yakınlarında bulunan ve Romalılar’dan kalma "Portus" ve "Cale" adlarındaki iki yerleşim biriminin isimlerinin birleşiminden oluşmuştur.

Asıl adı Arapça’da "Tarık Dağı" anlamına gelen "Cebel-i Tarik" olan Cebelitarık’a Avrupalılar "Gibraltar" der. Büyük Britanya’nın işgali altındadır. Avrupa ile Afrika’yı, aynı şekilde Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nu biribirinden ayıran boğazın adı "Cebel-i Tarik" ( Cebelitarık ) Boğazı" olup, ismini âzîz İslam dînini İspanya üzerinden Avrupa kıt’âsına ilk taşıyan İslam kumandanı olan Tarik ibn-i Ziyâd’ın isminden alır. Cebelitarık kenti, müslümanların İspanya’yı ilk fethettikleri noktadır.

Yanlış bildiğimiz bir coğrafî konu da, İspanya ve Portekiz’in salt Avrupa ülkeleri olduğu hususudur. Hayır, İspanya ve Portekiz, hem Avrupa’da, hem de Afrika’da toprağı olan ülkelerdir. İspanya’nın Afrika kıt’âsındaki toprakları, Fas kıyılarında bulunan Ceuta ( Sebte ) ve Melilla şehirleri ile Atlas Okyanusu üzerindeki Kanarya Adaları’dır. Portekiz’in Afrika’daki toprağı ise Atlas Okyanusu üzerindeki Madeira Adaları’dır.

İslam bayrağı Avrupa kıt’âsında ilk dalgalanmaya başlayınca, yani Endülüs İslam Devleti’nde, burada, Afrika’dan gelen siyâhî bir müslüman halk olan İfrikîye kavmi, "İfrikîye" adında bir şehir kurdular. İfrikîyeliler, Avrupalılar’ın gördüğü ilk Afrikalı siyâh topluluktur. Avrupalılar, siyâhları ve Afrikalılar’ı bu İfrikîye halkı üzerinden tanıdı. Ancak Avrupalılar ondan sonra bütün karşılaştıkları bütün siyâh insanları bu isimle, "İfrikî" ismiyle andılar. Bugünkü "Afrika" adı buradan doğdu.

Faslılar ülkelerine "Mağrib" derler. Arapça’dır ve "batı" demektir. Yani Fas ve Avrupa "adaştır".

"Moritanya" adının nereden geldiği noktasında iki ayrı ihtimal vardır. Birincisi, bu ismin, Yunanca’da "siyâhderili insanlar" anlamına gelen aynı kelimeden geldiği ihtimalidir. İkincisi ise, ismin Maure halkından gelme olduğudur. "Maure" adının kökeni, Fönce’deki "mahurim" ( batı insanı ) sözcüğüdür.

"Cezayir" adının kökeni, Arapça’da "yarımada" anlamına gelen "cezîre" sözcüğüdür. Görüldüğü gibi Cezayir, ülkemizde, Şırnak vilâyetimizde bulunan Cizre ilçesiyle "adaştır". Mezopotamya’nın Arapça adı da "Cezîre"dir üstelik.

"Tunus", adını ülkenin başkenti olan "Tunis" şehrinden alır.

"Libya" adının kökeni, Eski Mısır dilindeki "lebu" kelimesidir. Mısırlılar, önce batı tarafındaki Berber kavimleri için, sonra da tüm Kuzey Afrika kıyıları için bu ismi kullandılar.

Mısır'ın İslâm öncesi adı "Kemet" idi ve bu isim, "siyâh ülke" anlamına geliyordu. İslâm'dan sonra "Mısır" adı doğdu. Mısır, 640 yılında İslâm'ın egemenliğine girdi. Mısır'ı fetheden Amr ibn-i Âs komutasındaki müslümanlar, bu toprakların derin tarihî ve felsefî köklerine hayran kaldılar. Fethettikleri ülkenin, medeniyetin beşiklerinden biri olduğunu, varsıl bir tarihî geçmişinin ve semiz bir kültür birikiminin bulunduğunu gördüler. Bu yüzden bu topraklara "Misr" ( Mısır ) adını verdiler. Peki neden ? "Mısır" ne demekti, bu sözcük ne anlama geliyordu ? Bu isim, bu ülkeye verilen gerçekten muhteşem bir isimdi. Şöyle ki: "Mısır" adı, üç harften oluşan bir addır. Bunlar, "Mim" ( M ), "Sad" ( S ) ve "Ra" ( R ) harfleridir. Her harf, ülkenin geçirdiği ve ülke halkının yaşadığı bir tarihî süreci anlatır. Mısır halkı, tarihinde çok büyük zorluk ve çileler, çok büyük eziyetler ve meşakkatler yaşadılar. Birinci harf olan "Mim" ( M ) harfi, "meşakkat" içindir; ülkenin tarihindeki birinci süreci ifâde eder. Peki Mısır halkı, bu zorluklara, çilelere, meşakkatlere boyun mu eğdi? Hayır, onlar bu meşakkatlere karşı hep direndiler, sabr ve sebat ettiler. İkinci harf olan "Sad" ( S ) harfi, "sabr" içindir; ülkenin ikinci sürecini ifâde eder. İşte bu sabırlarının, sebat ve dirençlerinin, teslîm olmayışlarının karşılığı olarak Mısır ülkesi medeniyete ve refâha kavuştu. Sabırlarının karşılığını gördüler. Üstün bir medeniyet ve refâh bir toplum kurdular. Üçüncü harf olan "Ra" ( R ) harfi, "refâh" içindir; halkın yaşadığı üçüncü ve son süreci ifâde eder. "M – S – R" ( Mim – Sad – Ra ) harflerinden oluşan "Mısır" adının anlamı işte budur: "Meşakkat – Sabr – Refâh". Bütün dünya aynı şekilde ülkeyi bu mükemmel isimle, "Mısır" ismiyle anarken, hayret vericidir ki, Batılılar ( yani Beyaz Adam ), bu ismi hiçbir zaman kullanmadı. Batılılar, "Mısır" adını kullanmaktan her zaman kaçındılar. Onlar bu ülkeye başka bir isim taktılar ve kendilerini, kendi uydurdukları bu isimle avuttular. İngilizler ve Fransızlar "Egypt", Almanlar "Ägypten", İspanyollar "Egipto" dediler. Diğer bütün Avrupalılar da buna benzer isimler kullandılar. Niye mi? Şunun için: Bildiğiniz gibi Mısır'da hristiyan bir azınlık vardır ve bunlara "kıptî" denir. Batılılar bu hristiyan kıptîler'i her zaman için ülkenin asıl sahipleri olarak görmek istediklerinden ülkeyi bu isimlerle andılar. "Egypt, Ägypten, Egipto" isimlerindeki "-gypt, -gipt", işte bu "kıptî" ( kıptî ) anlamındadır. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Mim – Sad – Ra" adlı yazımıza bakılabilinir )

Yanlış bildiğimiz bir şeyi daha burada zikredelim: Mısır, sadece bir kıt’ânın ülkesi değildir. Mısır hem Afrika, hem de Asya üzerindedir. Çünkü Sina Yarımadası, Asya toprağıdır. Bizim için Trakya neyse, Mısır için Sina odur.

"Sudan" ( doğrusu "Suwdan" şeklindedir ), Arapça’daki "eswed" ( siyâh ) sözcüğünün çoğulu ( cem’i ) olup "siyâhlar" demektir. Aslında "Sudan", bütün Orta Afrika için kullanılan bir coğrafî addır, tüm Afrika’nın üçte ikisini kapsar.

Kızıldeniz kıyısındaki "Eritre" ülkesinin adı, Yunanca’daki "Erythra Thalassa" adından gelmedir ve "Kızıldeniz" demektir.

"Etiyopya" adının kökeni, Eski Yunanca’da "siyâhderili insan" anlamına gelen "aethiops" sözcüğüdür. Görüldüğü gibi Etiyopya, sudan ve Moritanya, bu üç ülke de "adaştır"; isimleri aynı anlama geliyor.

"Cibuti" adının kökeni Afarî dilindeki "gabouti" sözcüğüdür. Anlamı, "palmiye yapraklarından yapılmış minder".

" Somali", adını Hz. Mûhâmmed ( sav )’in soyundan gelen Somali âîlesinden alıyor. Resûlullâh ( sav ) zamanında, Mekkeli müşriklerin zûlüm ve işkencelerinden dolayı Cafer bin Ebi Talib ( Hz. Ali’nin kardeşi ) önderliğindeki müslümanların hîcret ettiği ve İslam’ın Afrika’ya ilk yayıldığı yer bu ülkedir. O zamanlar Somali diye bir ülke yoktu ve burası Habeşistan’a ( Etiyopya ) ait olduğu için, biz tarihte bu olaya "Habeşistan’a hîcret" diyoruz. Ancak hîcret edilen coğrafya, sanıldığı gibi bugünkü Etiyopya değil, Somali’ydi.
"Kenya" adının kökeni Kambas dilindeki "kima ja kegnia" ifadesidir ve "beyaz dağ" demektir. Burada kastedilen, tepesi kardan dolayı her zaman beyaz olan, bu ülkede bulunan ve Afrika’nın en yüksek dağı olan ( 5895 m ) Klimanjaro Dağı’dır, elbette. Görüldüğü gibi Kenya ve Lübnan, aynı anlamdadır; sadece biri tekil iken, biri çoğuldur. Kenya, Kambas dilinde "beyaz dağ" demekken, Lübnan İbranîce’de "beyaz dağlar" anlamındadır.

Tanzanya ülkesi, iki ayrı bölgeden oluşur. Ülkenin asıl toprak parçası olan "Tanganyika" ve Hind Okyanusu üzerindeki "Sansibar" ( Zenzibar ) Adası. "Tanzanya", bu iki ismin birleşimidir. Bu ikisi, 1964’te Tanganyika – Sansibar Federasyonu kurmuşlardı.

"Burundi" ismindeki "bu" sözcüğü "ülke" demektir. "Rundi" ise "Ruanda"’dır. Yani "Burundi", anlam olarak "Ruanda ülkesi" demektir.

"Uganda", ismini 19. yy’a kadar bölgenin en güçlü devleti olan Buganda Krallığı’ndan alır ve anlamı "insanların ülkesi"’dir. Az önce de ifade ettiğimiz gibi, "bu" sözcüğü "ülke" demektir, "ganda" ise "insanlar" anlamındadır.

"Orta Afrika Cumhuriyeti", Afrika’nın tam ortasında olduğu için bu adı almıştır.

"Nijer", adını Nijer Nehri’nden alır.

"Nijerya"’ya gelince. Eskiden İngiliz sömürgeciler, Nijer Nehri’nden dolayı bütün Batı Afrika için "Nijerya" ( Nigeria ) adını kullanıyorlardı. Bu isim, sonradan sadece bir ülke, bugünkü Nijerya ile sınırlı kaldı. Nijerya’nın kuzeyinde bulunan ve müslümanların yaşadığı "Sokoto" bölgesinin ismi Fulani dilinde bir isimdir ve "bilinmezlik" demektir. (Bu konuda ayrıntılı bilgi için, daha önce bu sitede yayınlanan "Nijeryalı Şehîdler" adlı yazımıza bakılabilinir )

"Mali", ismini Kral Malinke’nin kurduğu Büyük Mali İmparatorluğu ( 10. yy – 16. yy )’ndan almıştır.

"Senegal", adını Sénégal Nehri’nden alır.

"Kap Verde", Portekizce’deki "cabo verde" ( yeşil burun )’dir. Eskiden ülkemizdeki atlaslarda bu ülkenin adı olarak "Yeşilburun Adaları" yazılırdı, ama sonra ne hikmetse, "Kap Verde" diye yazmaya başladılar. Türkçe’den mi vazgeçtiler, yoksa Portekizce’ye mi yöneldiler, anlamadım.

"Gambiya", adını Gambiya Nehri’nden alır.

"Gine" adının kökenine gelince: Berber dilindeki "aguinaoui" ( siyâh ) veya "tuareg aginaw" ( siyâh insanlar ) sözcükleri, ülke adının kaynağıdır. "Guinea" ( Gine ), ayrıca bu dilde "altın sikke" demektir. Moritanya, Sudan ve Etiyopya’ya "adaş" bir ülke daha.

"Gine - Bissao" ise, adının sonuna, sırf Gine ülkesinden ayırt edebilmek için, başkentin adı eklenerek ( Bissao ) oluşturulmuştur.

"Sierra Leone", Portekizce "Serra Lyõa" ( aslanlar dağı )’dan gelmedir. 15. yy’da burayı işgal eden Portekizliler bu ismi taktılar.

"Liberya", İngilizce’dir ve "özgür ülke" demektir.

Bir zamanlar fildişi, denizaşırı ticarette Afrika’nın en büyük madeni olduğu için bir ülkeye "Fildişi Sahili" dendi.

"Burkina Faso" ismi Suaheli dilinde bir isimdir. "Burkina" sözcüğü "dürüst insanlar" anlamına gelirken, "faso" sözcüğü ise "ülke" ( baba yurdu ) demektir. "Faso" kelimesi, "fa" ( baba, ata ) ve "so" ( köy ) sözcüklerinden meydana gelen bileşik bir kelimedir.

"Gana", ismini eski Batı Sudanlı Gana İmparatorluğu’ndan alıyor. Fakat ilginçtir; şimdiki Gana, bu imparatorluğa hiçbir zaman ait olmamıştı.

"Togo", Ewe dilinde "su" demektir.

"Benin", adını 13. – 19. yy’lardaki Benin Krallığı’ndan alıyor. Bu krallığın topraklarının büyük bir kısmı, bugünkü Nijerya’daydı. Benin’in 1975’ten önceki adı "Dahomey" idi.

"Kamerun" adı Portekizce’de "karides" anlamına gelen "camaroes" sözcüğünden gelmedir. Bu ülkedeki Wuri Nehri’nde çok karides bulunduğu için, Fernando Póo, 1472’de nehrin adını "Rio dos Camaroes" ( Karides Nehri ) olarak değiştirdi. Bu isim sonra bu ülkenin adı oldu.

"Ekvator Ginesi", adını ekvator ( Oº paraleli )’dan alır, fakat ekvator üzerinde değildir, ekvatorun biraz kuzeyindedir. "Gine" adının ne anlama geldiğini ise ( = "siyâh insanlar" ) daha önce açıklamıştık.

"São Tomé ve Príncipe" adlı "iki ada ülkesine" gelince: "São Tomé", 21 Aralık günü adaya ayak basan Âzîz Thomas’ın adıdır. "Príncipe" ise, "Portekiz prenslarinin zaferi" olarak verildi.

Portekizliler 15. yy’da Gabon kıyılarına ulaştıklarında, Mbé Nehri’nin okyanusa döküldüğü noktaya "kukuleta mantosu" anlamında "Gabão" adını verdiler. Bu isim, sonradan "Gabon" ülkesinin adı oldu.

"Zaire", bu ülkenin dilinde "büyük su" demektir.

"Angola", adını eski bir krallık silsilesi olan Ngola Krallığı’ndan alır.

"Zambiya", ismini Zambezi Nehri’nden alır.

"Malawi", Chichetewa dilinde "alev alan su" demektir.

”Botswana" ismindeki "bo" sözcüğü Tswana dilinde "halk" demektir. Bu durumda "Botswana", bu dilde "Tswana halkı" anlamındadır.

"Namibya" ismindeki "namib" sözcüğü Bantu dilinde "boş" demektir. "Namib Çölü" ( Boş Çöl ), ülkeye adını vermiştir.

"Güney Afrika Cumhuriyeti", Afrika’nın en güneyinde olduğu için bu adı almıştır.

"Lesotho" adı, "Sotho dilini konuşan halk" demektir. "Sotho" ise kelime olarak "çok çok batıda yurt edinmiş" anlamına gelir.

"Komor Adaları"’nın isim kaynağı, Arapça’daki "kumr" kelimesinin çoğuludur ve "küçük ay adaları" demektir.

"Seyşel Adaları", adını Fransa Kralı XV. Ludwig’in hükümranlığı zamanında ( 1715 – 74 ) finanz başkanlığı yapan Moreau de Séchelles’in adından alır.

"Mauritius", adını Hollanda – Doğu Hindistan Kumpanyası’nı yöneten Nessaulu Moritz’den alır. Bu isim buraya 16. yy’ın sonunda verildi.

"Amerika", adını İtalyan denizci Amerikue Vespucci’den alır. Bu isim kıt’âya 1507’de verilmiştir.

"Kanada" adı, ya bir Eskimo dili olan İrokuois dilindeki "kanada" ( köy ) sözcüğünden, ya da kızılderili dilindeki "kanatta" ( şapka ) sözcüğünden geliyor. Belki de ikisi de doğrudur. Çünkü Eskimolar için yurt olan bu topraklar, onlar için "köy"dür, köyleridir. Kızılderililer için ise yaşadıkları toprakların en kuzey coğrafyasıdır, yani "şapka"dır.

Kızılderililer genel olarak Amerika’nın tümüne yayılmış olmakla birlikte, asıl anayurtları bugünkü ABD’nin ortasında bulunan Texas, Oklahoma, Kansas, Colorado, Nebraska, Iowa, Illinois, Indiana, Arkansas bölgeleridir. "Indiana" eyâletinin adı zaten "Kızılderili" demektir. Aynı şekilde "Oklahoma" ayâletinin adı da bir kızılderili dili olan Chocktaw dilindeki "oklahumma" kelimesinden gelmedir ve "kızıl derili" demektir. "Oklahoma", Chocktaw dilindeki "okla" ( kırmızı, kızıl ) ve "humma" ( insan ) sözcüklerinden doğmuştur.

"Meksika", adını Aztek Uygarlığı’nı kuran Méxica halkından alır. Bu halk ise bu adını, aynı isimdeki bir gölden alır. Bu göl kenarında yaşayan kavmin adı olan "Méxica", Aztek dilinde "Ay Gölü" demektir.

"Belize", kızılderili dilinde "çamurlu su" demektir. Bir görüşe göre ise "Belize", Peter Wallace isminin İspanyolca okunuş şeklidir. Bu korsan, 1638’de, Belize Nehri’nin Karibik Denizi’ne döküldüğü noktada ilk İngiliz kolonisini kurdu.

"Guatemala", kızılderili dilinde bir isim olmasına karşılık, kızılderililerin hangi lehçesindeki sözcüğün karşılığı olduğu kesinlik kazanmamıştır. Çünkü "Guatemala", kızılderili dilinin bir lehçesinde "ağaçlar ülkesi" demekken, başka bir lehçesinde ise "suyun fışkırdığı dağ" demektir.

"El Salvador", İspanyolca’da "kurtarıcı" demektir ve burada kastedilen kurtarıcı, Hz. İsâ ( as )’dır. İspanyol koloniciler 1524’te sadece bir liman için bu ismi kullandılar. Sonra bu isim, ülkenin ismi oldu. Ülkenin başkentinin adı da "San Salvador" ( Âzîz Kurtarıcı )’dur.

"Nikaragua" adı, buranın yerlileri olan ve bugün tamamen beyazlarla karışmış ve melezleşmiş bir bir kızılderili halk olan Nikaro halkının adından gelir.

”Kosta Rika", İspanyolca’da "zengin sahil" demektir.

"Panamá", kızılderili dilinde bir isimdir ve "suyun akıntısına kapılan balık" demektir.

"Bahama Adaları"’nın adını buralara İspanyol "kâşifler" verdiler. İspanyolca’da "düz deniz, alçak deniz" anlamına gelen "baja mar" ifadesinden gelmedir.

"Küba" adının anlamı "şeker adası"’dır. Ülke, şaker kamışıyla ünlüdür.

"Jamaika" adının kökeni Aruak dilindeki "Xaymaca" kelimesidir ve "pınarlar ülkesi" demektir.

"Haiti" adı da aynı şekilde Aruak ( Arawak ) dilinde bir kelimedir ve "yüksek ülke" demektir. Bilindiği üzere Haiti’nin üçte ikisi dört ayrı dağla kaplıdır. İlginç olan, kızılderili dilindeki "ayti" sözcüğünün de "dağlık ülke" anlamına gelmesi ve bu sözcüğün "Haiti" kelimesine benzemesidir. Görüldüğü gibi Haiti adı, Hollanda ve Irak adlarının zıddıdır.

"Dominika" adı, İspanyolca’daki "domingo" ve Latince’deki "dies dominica" sözcüklerinden gelmedir ve "Pazar" demektir. Ada, Colomb tarafından 3 Kasım 1493’te, hristiyanlarca kutsal olan Pazar günü "keşfedildiği" için bu adı almıştır. "Dominik Cumhuriyeti"’nin adı da bu sebeple verilmiştir. ( Dominika başka, Dominik Cumhuriyeti başka bir ülkedir; karıştırılmamalıdır. )

"Saint Kitts ve Nevis" Adaları’nın her ikisi de 1493’te Colomb tarafından "keşfedildi". Adaya ilk ayak basan gemicilerin elebaşı Saint Christopher’den dolayı adaya "Saint Kitts" adı verildi. Öbür ada "Nevis"’in adı ise İspanyolca’da "kar" anlamına gelen "nieves" sözcüğünden alınmadır.

"Grenada", ismini İspanya’nın Endülüs topraklarındaki "Granada" şehrinden alıyor.

"Barbados", İspanyolca’da "sakallı" demektir. Bu isim İspanyol gemiciler tarafından 16. yy’da bu ülkeye, burada yetişen dünyaca ünlü incir ağaçlarının çok kıllı olan yapraklarından dolayı verildi.

"Trinidad ve Tobago" adı bu ülkeye C. Colomb tarafından verildi, İspanyolca’dır. "Trinidad", bu dilde "teslis" ( üçleme ) demek. Yani; Tanrı, İsâ ve Rûh’ul- kûds ( Kutsal Rûh ). "Tobago" ise "tütün" demek. Amerika kıt’âsını "keşfeden" Avrupalı beyazların, bu yeni topraklara verdikleri adlara baktığınızda, onların hangi rûh hali içinde olduklarını ve hangi amaçlarla bu maceraya atıldıklarını rahatça kavrayabiliyorsunuz.

"Surinam", adını Surinam Nehri’nden alır. Bu isim, aynı zamanda, Avrupalı sömürgecilerden önce burada yaşayan halkın etnik adıydı.

"Guyana", kızılderili dilinde "çok su ülkesi" demektir. Kızılderililer’de ayrıca "guainázes" kelimesi vardır ve bu da "değerli halk" ( değerli insanlar ) anlamına gelir.

"Venezuela", İtalya’nın Venezia ( Venedik ) şehrinin İspanyolca adıdır ve "Küçük Venedik" demektir.

”Kolombiya", adını Christoph Colomb’dan alır. Bu isim ülkeye 1863 yılında verildi. Yani Colomb’dan 400 yıl sonra.

"Ekvator", adını bu ülkeden geçen ekvator enlemi ( Oº )’nden alır.

"Peru", adını bugünkü Ekvator topraklarında akan bir ırmaktan alır. Bu nehrin İnka dilindeki adı "Pirú" idi.

"Bolivya", adını büyük özgürlük savaşçısı ve bu ülkenin ilk devlet başkanı olan Simón Bolívar ( 1783 – 1830 )’ın adından alır.

"Paraguay", bir kızılderili dili olan Guaraní dilinde bir sözcüktür ve "denizi doğuran ırmak" demektir.

"Brasìl" ( Brezilya ), Amazon Ormanları’nda yetişen ve kırmızı renkli olan bir ağacın kızılderili dilindeki adıdır. Bu ağaç, Portekiz koloniciliğinin ilk on yılında, dışarıya götürülen ( "kaçırılan" desek daha doğru olur ) en önemli üründü. Portekizliler bu ülkeyi kastettikleri zaman bunu bu ağacın adını anarak yaptıkları için, ağacın adı, ülkenin adı oldu.

"Uruguay", adını Uruguay Nehri’nden alır ve kızılderili dilinde "kuş nehri" demektir.

"Argentina" ( Arjantin ) adı, beyaz "keşifçilerin" bu ülkeye taktığı Latince bir isimdir ve "gümüş ülke" demektir. Nitekim ülkenin en başta gelen nehirlerinden birinin adı da "Río de la Plata" olup, İspanyolca’da "gümüş nehir" demektir.

"Chile" ( Şili ) adının kökeni, bir kızılderili dili olan kuechua dilindeki "çili" ( şili ) sözcüğüdür ve "dünyanın sonu" demektir. Şili, hakikaten dünyanın son bulduğu noktadır.

Son olarak Avustralya ( Okyanusya ) kıt’âsındayız. Dünyanın beşinci kıt’âsı olan "Avustralya" kıt’âsına ilk ayak basan Hollandalılar, buraya "Yeni Hollanda" adını verdiler. Sonra bu topraklara Latince’de "keşfedilmemiş güney ülkesi" anlamına gelen "Terra Australis Incognita" adı verildi. 19. yy’da bu isim kısaltılarak "Australia" ( Avustralya ) şekli verildi.

"Yeni Zelanda", adını Hollanda’nın "Zelanda" ( Zeeland ) vilâyetinden alır. Avustralya’ya "Yeni Hollanda" adını veren Hollandalılar, bu ülkeye de "Yeni Zelanda" adını verdiler ve bu isim sonradan değişmedi; öylece kalıp günümüze dek geldi. ( Küçük bir bilgi notu olsun diye söyleyelim: ABD’nin New York kentinin ilk kurulduğunda adı "New Amsterdam", yani "Yeni Amsterdam" idi. Çünkü şehir, Hollanda’nın başkenti Amsterdam örnek alınarak inşâ edilmişti. )

"Mikronezya", Yunanca bir isimdir ve "küçük adalar" anlamına gelir.

"Marshall Adaları", adını 1788’de adaları "keşfeden" Britanyalı kaptan John Marshall’ın adından alır.

"Salomon Adaları", adını Hz. Süleyman ( as ) Peygamber’den alır. Bu topraklarda Hz. Süleyman’ın kayıp "altın ülkesi"’nin bulunduğuna inanan Alvaro de Mendana de Neyra, bu coğrafyaya 1568 yılında "Salomon Islands" ( Süleyman Adaları ) adını verdi. Görüldüğü üzere dünyadaki üç ülke, peygamber adı taşımaktadır. Bunlar, İsrâil ( Hz. Yakub ), El Salvador ( Kurtarıcı = Hz. İsâ )

14 Mayıs 2013 Salı

100. Maymun Fenomeni



Pasifik Okyanusundaki adalarda Maçaca Fuscata türü Japon maymunların davranışları otuz yılı aşkın bir süredir bilim insanları tarafından gözleniyor.
1952′de Koshima Adasında bilim insanları maymunların yemesi için kumların içine tatlı patates bırakıyorlar. Maymunlar patatesin kumlu olmasından hoşlanmıyor ama yemeye devam ediyorlar. Bir gün, İmo isimli dişi maymun, patatesleri suda yıkayarak yemeyi akıl ediyor. Buluşunu annesine de öğretiyor. Giderek bu yeni davranış biçimi diğer maymunlar arasında yayılıyor.
1958′in sonbaharında çok şaşırtıcı bir şey oluyor.
Yüzüncü maymun da patateslerini yıkayanlar arasına katıldığında her şey değişiyor. Adadaki maymunların neredeyse tümü, patatesleri yıkamaya başlıyor. Asıl sürpriz, bağlantıları olmadığı halde, diğer adalardaki maymunların da aynı anda patatesleri yıkamaya başlamaları… Bu yenilik, mesafenin önemi olmaksızın zihinden zihine aktarılabiliyor.
“Yüzüncü Maymun Fenomeni”, Duke Üniversitesi’nden Doktor J.B. Rhine tarafından değişik deneylerde tekrarlanıyor. Sonuç her seferinde aynı. Bugüne dek mutsuz, bencil, korku dolu, karamsar bir dünya süre geldi. Zihinlerde hâlâ taş devri korkularımızı taşıyoruz. Dünyada mutlu, sevecen, aydınlık insanlar yok mu? Elbette var. Sayıları gittikçe de çoğalıyor. Dünya, insanlık boyutunda devrim yapılabilmesi için yüzüncü maymunu bekliyor. Kimbilir, “Yüzüncü Maymun” belki de sizsiniz… 
Ken Keyes Jr.’n “The Hundredth Monkey”, isimli kitabından derleyen
NURAY BARTOSCHEK (Bütün Dünya)

5 Mayıs 2013 Pazar

Masalların Korkunç Kökenleri


10 masaldaki inanılmaz detaylar...

 

10. Fareli Köyün Kavalcısı: Bir köy farelerin istilası altındadır. Günün birinde kaval çalan bir adam köyü farelerden temizleyebileceğini söyler. Köylüler de bunu başarırsa ona yüklü miktarda para vereceklerini belirtirler; anlaşma yapılır. Adam, kaval çalarak tüm fareleri etkileyip peşinden sürükleyerek köyün dışına çıkarır. Ama köylüler adama parasını vermeyi reddeder. Bunun üzerine (modern versiyonda) kaval çalan adam köydeki tüm çocukları sihirli müziğiyle peşinden sürükleyerek bir mağaraya hapseder ve köylüler parasını verince de serbest bırakır. Orijinal versiyonda ise kavalcı tüm çocukları bir nehre sürükleyerek boğulmalarını sağlar. Sadece topal bir çocuk diğerlerinin hızına yetişemediği için kurtulur. Bazı edebiyatçılar bu masalda pedofili imaları olduğunu belirtiyorlarmış.


 9. Kırmızı Başlıklı Kız: Zavallı kırmızı başlıklı kızı hikayenin sonunda cesur avcı kurdun karnını yararak kurtarır. Buraya kadar olan kanlı sahne yeterli değilse bir de hikayenin Fransız yazar Charles Perrault tarafından yazılmış orjinaline bakalım. Kırmızı başlıklı kız büyükannesinin yerini kurda sormak gafletinde bulunan zavallı, terbiyeli bir genç kızımızdır. İkinci en büyük gafleti kurdun verdiği yanlış yol tarifine inanmak olmuştur. Kurt kızı yemiştir, masal bitmiştir. Hikayenin sonunda ne büyükanne ne de oduncu vardır. Buradaki anafikir yabancılarla fazla diyaloğa girmemektir.


8. Küçük Deniz Kızı: 1989 versiyonunda deniz kızı Ariel, sevdiği prens Eric ile evlenebilmek için insana dönüşür. Düğünde herkes mutluluktan uçar vesaire. Ama Hans Christian Andersen bu masalın yaratıcısı olarak bu şekilde düşünmemektedir. Evet deniz kızı, prense aşık olur insana dönüşünce sesini kaybeder. Ama prens onu tanıştığı andan bu yana sadece bir kardeş gibi sevmektedir. Deniz kızı da konuşamadığı için duygularını prense açamaz. Bu trajedi yetmediği gibi prens bir başka prensese aşık olup evlenir. Kurtulması için deniz büyücüsü ona bir hançer verir ve prensi öldürmesini söyler. Deniz kızı bunu yapamaz ve kendisini denize atar, bir köpüğe dönüşerek yok olur (yani ölür). Sonra Andersen daha yumuşak bir versiyon yazarak deniz kızının rüzgarın kızına dönüşerek cennete gitmek için beklemeye başladığını yazar. Mutsuz son ve ölüm her iki halde de deniz kızının peşini bırakmaz.


7. Pamuk Prenses: Hepimizin bildiği gibi Kötü Kalpli Kraliçe, Avcı’dan Pamuk Prensesi öldürüp kalbini delil olarak getirmesini ister ama Avcı bunu yapamaz. Bir yaban domuzunu öldürerek kalbini çıkarır ve kraliçeye götürür. Disney bu kısımda çok fazla bir değişiklik yapmamış ama işin aslı şöyle: Kötü Kalpli Kraliçe akşam yemeğinde yemek için Pamuk Prenses’in hem karaciğerinin hem de akciğerlerinin sökülüp getirilmesini ister. Bir de prensin sihirli öpücüğüyle uyanmak gibi bir durum söz konusu değil. Onun yerine prensin atının terkisinde kendine gelerek uyanır. Yani prensin ne amaçla ölü olduğunu düşündüğü bir prensesi atına bindirip götürdüğünü bilmiyoruz. Grimm versiyonunun sonunda Kötü Kalpli Kraliçe kızgın demirden ayakkabılar giydirilerek ölene kadar dansetme cezasına çarptırılır.


6. Uyuyan Güzel: Modern versiyonda güzel prensesin eline yün eğirme makinasının iğnesi batar ve uykuya dalar. Yüz yıl kadar sonra yakışıklı prens gelir, onu öperek uyandırır. Aşık olurlar, evlenirler, “happily ever after” durumu yani. Orjinal masalda güzel prenses bir lanet yüzünden değil, bir kehanet yüzünden uykuya dalar. Bundan sonrası nasıl anlatılır bilmiyorum. Ama kral güzel kızı orada yatarken görünce ona sahip olduğunu hayal ederek, tecavüz eder. 9 ay sonra hala uyuyorken iki çocuk doğurur. Çocuklardan bir tanesi güzel prensesin parmağını emerken onu uykuda tutan bir keten parçasını da çıkarır ve uyuyan güzel uyanarak kendisini tecavüz edilmiş ve iki çocuk doğurmuş olarak bulur.


5. Rumpelstiltskin: Burada acınası tek karakter Rumpelstiltskin’in kendisi. Genç bir kızın samanı altına çevirdiği iddia edilince kızı yakalayıp bir samanlığa kapatırlar. Üç gün sonra samanlardan altın yapamazsa idam edilecektir. Rumpelstiltskin genç kıza yardım eder ama karşılığında ilk doğacak çocuğunu ister. Kız paçayı kurtardıktan sonra prensle evlenerek bir çocuk dünyaya getirir. Elbette Rumpelstiltskin, hakkı olan çocuğu talep eder ama genç kız bunu kabul etmez. Bunun üzerine Rumpelstiltskin ona adını tahmin ederse çekip gideceğini belirtir. Genç kız daha önce ateş başında şarkı söyleyen cücenin adını duymuştur. Elbette doğru tahminden sonra Rumpelstiltskin öfkelenir, kendini pencereden dışarı atarak kaçar bir daha da ortaya çıkmaz. Ama güncellenen versiyonda işler daha vahşileşir. Rumpelstiltskin o kadar öfkelenir ki sağ ayağını vurarak yere gömer sonra sol bacağını tutarak kendisini ikiye ayırır.


4. Goldilocks ve 3 Ayı: Lüle lüle sarı saçlara sahip sevimli kızımız 3 ayının evine gizlice girer. Ayıların yemeğinden yer, sandalyelerinde oturur ve yorgun düşünce en küçük ayının yatağında uyuyakalır. Ayılar evlerine döndüğünde Goldilocks uyanır ve pencereden kaçar. 1837 yılındaki orjinalinin iki muhtemel sonu vardır. Birinci sona göre ayılar Goldilocks’u bulur, parçalara ayırıp yerler. İkinci ve daha “yumuşak” versiyonda ise Goldilocks ayıları görünce kendisini pencereden atar ve boynunu kırar ya da yakalanarak ıslah evine gönderilir.


3. Hansel ve Gretel: Ata Demirer’in başarılı Trakya versiyonunu bir kenara koyarsak Hansel ve Gretel, ormanda kaybolarak kötü kalpli bir cadının şekerden yapılma evini bulur. Burada cadı tarafından tuzağa düşürülerek esir alınırlar. Cadı onları yemek üzereyken bir yolunu bulup onu fırına atarlar ve hikaye sona erer. Daha eski ve Kayıp Çocuklar olarak adlandırılan Fransız versiyonunda cadı değil şeytan var. Şeytan bir kez çocuklara kanar ama sonra bir yolunu bularak çocukları kesmek için bir bıçkı tezgahı yapar. Ama çocuklar tezgaha nasıl çıkacaklarını bilmiyormuş gibi yaparlar. Şeyten onlara göstermek için tezgaha çıktığında çocuklar onun gırtlağını keser ve kaçarlar.

 

2. Elleri Olmayan Kız: Şeytan, fakir bir adama değirmenindeki bir şeyi kendisine verirse onu zengin edeceğini söyler. Zavallı saf adam bunun bir elma ağacı olabileceğini düşünerek kabul eder halbuki şeytan kızını istemektedir. Fakat kızın saflığı sebebiyle ona el süremez. Bu yüzden öfkelenen şeytan kızın babası tarafından ellerinin kesilmesine müsaade etmesini ister aksi halde fakir adamı alacaktır. Kız kabul eder, baba da anlaşmayı yerine getirir. Daha önceki versiyonlar nahoş nüanslar taşıyorlar. Bir tanesinde kız ellerini kesiyor çünkü kendisine tecavüz etmeye çalışan erkek kardeşine çirkin gözükmek istiyor. Diğerinde de babası genç kız kendisiyle seks yapmadığı için öfkeleniyor ve kızın ellerini kesiyor.

 

1 . Cinderella: Modern versiyonun sonunda Cindirella prensi, çirkin üvey kız kardeşler de başkalarını alarak mutlu mesut kendi işlerine bakarlar. Ama bu masalın orjini İsa’dan Önce 1. Yüzyıla kadar gidiyor. Burada Strabo’nun kahramanının adı Cindirella değil Rhodopis. Balkabağından araba ve cam ayakkabılar haricinde ana hikaye modern versiyona son derece benziyor. Ama Grimm kardeşlerin yarattığı karanlık versiyona bakacak olursak, üvey kız kardeşler ayaklarını Cindirella gibi küçültebilmek ve ayaklarını ayakkabılara sığdırmak için parmaklarını keserler. Güvercinler bu hileyi prense haber verdikleri gibi kız kardeşlerin de gözlerini oyarlar. Kız kardeşler ömürlerinin geri kalanını kör dilenciler olarak sürünerek geçirirken Cindirella da prensin şatosunda lüks bir yaşam sürer.